dil bir “bilinçaltı meleke”dir. irab etmek ya da abartılı gramer hassasiyeti göstermek meseleyi sürekli bilinç üstünde tutma çabasıdır. bu çoğu zaman faydasız ve bazen zararlıdır.
Şu şikayeti sıklıkla duyarız “kitap okuyorum fakat hiç aklımda kalmıyor.” Burada da İnsanlar genellikle akıllarında kalanın ne olduğunu kitabı bitirip düşündüklerinde “Neyi hatırlıyorum?” sorusuna verdikleri cevapla ölçerler. İşin aslı bu sadece bir hafıza sınamasıdır. Oysa öğrenmek böyle değil, küçük bir çocuğun süt içmesi gibidir. Süt nereye gitti? Koluna mı gövdesine mi? Hangi süt damlası hangi eti oluşturdu? Bunları bilmek imkansızdır. Vakıada gözlenen şey, çocuğun büyüdüğüdür. Kitap okumak da yaklaşık bunun gibi bir şeydir.
Sadece öğrenmek için öğrenseniz dahi öğrendikten sonra artık aynı kişi değilsiniz. Hakikati keşfetmek ya da keşfettiğini düşünmek insanı kaçınılmaz olarak değiştirir. İnsan, kendi bilgisine karşı direnemeyen bir varlıktır.