Süleymaniye, evet biraz kıskançtır. bize sunduğu kadraj da bu kıskançlığın izlerini taşır. dışarıya bakmamıza izin verdiği pencereler gürül gürül akan hummalı bir hayata değil, tutuk, düşünceli, dilemmalı, mahcup bir hayata açılır.
Cami taştan bir kütledir ama başka her şey gibi o da zikreden bir taştır.
İbnül arabi'ye kulak verelim:
“Bir rivayette müezzinin sesinin ulaştığı her yerde bulunan kuru, yaş eşyanın onun lehine tanıklık edeceği bildirilmiştir. Şeriat ve rivayetler bu tarz bilgilerle doludur. Biz ise rivayetlere inanmakla birlikte keşfi ekledik. Biz taşların Allah'ı zikrettiğini duyduk. Kulaklarımız onu duydu ve her insanın idrak edemeyeceği şeyleri arifler algılamıştır.”
Bu haliyle caminin sessiz zikri kesintisizdir ve içindeki kıraat, tekbir ya da tehlilden bağımsız olarak süregider. Yani cami sadece zikredenlerin yuvası değildir, aynı zamanda büyük bir zikredendir.
cami kapısı herkese açık sıradan halkın temâsına dönük bir coğrafyadır da. ortalama bir mümin, cami hariç, kendi evi dışında kapısını iterek içine süzülüverdiği teklifsiz bir yapıyı nadiren bulur. caminin açıklığı derken bunu da kastetmiş oluyoruz.