ben üşüyorum
ben üşüyorum ve sanki bir daha hiç ısınmayacağım
sevgili
ey biricik sevgili “o şarap ne kadar yıllanmış meğer”
bak burada
zaman ne ağır
ve balıklar nasıl da didikliyor etlerimi
neden beni hep deniz diplerinde tutuyorsun?
ah!
bana düşen budur
bana düşen budur
bana düşen
bir perdenin asılışının benden aldığı gökyüzüdür
bana düşen terk edilmiş bir merdivenden inmek
ve yalnızlık içinde çürümekte olan bir şeye ulaşmaktır
bana düşen hatıralar bahçesinde hüzünle dolaşmaktır
ve “ellerini seviyorum “
diyen sesin kederinde ölmektir
hayat belki
bir kadının her gün filesiyle geçtiği uzun bir caddedir
hayat belki
bir adamın kendini dala astığı iptir
hayat belki
okuldan dönen çocuktur
hayat belki
iki sevişme arası rehavetinde yakılan bir sigaradır
ya da
yoldan geçen bir başkasına
şapkasını kaldırarak anlamsız bir gülümseyişle
“günaydın” diyen adamın
şaşkınca karşıya geçişidir
ne zamana kadar dolanıp durmalı
diyardan diyara
yapamam, durmaksızın
bir aşk arayamam, bir başka sevgili
keşke o iki kırlangıç olsaydık biz
bir ömür gezinseydik bahardan bahara