Fakat hiç ağlamıyordu. Ağlamak, uğradığımız felaketlere karşı vücudumuzda kalan son kuvvetin bir feryadıdır. Ağlayamadığımız zamanlar bizde o kuvvetin de mahvolduğu vakitlerdir ki onun yerine geçen etkili bir sakinlik, en şiddetli keder gözyaşlarından daha kalp yakıcıdır.
Bu bir devir idi ki, yalnız askeri bir felakete inhisar etmiyordu; içtimai cihetten de dünyanın en korkunç, usandırıcı ve kemirici bir devresi idi; koca bir insan nesli, mecalsiz babalar, ezgin analar, gıdasız çocuklarla, bilhassa bozulan bir ahlak ile kavruk, yatkın, çürük kalmıştı.