“Abdülhak Şinasi’nin toplu eserine şimdi yeniden eğilirken, onun öyle mutlu bir çocukluğun gözlüğünden rahat, kaygısız bir İstanbul’a bakmadığını, toplum sorunlarına omuz silkmekle yetinmediğini, neyi yazarsa yazsın, has bir edebiyatın, kişisel üslûbunun ardını kovaladığını gönülden saptıyoruz.
Daha Fahim Bey ve Biz’de yiten İstanbul’u görmüştür. Düşlerin avcısı Fahim Bey, değişen hayata bir biçim vermeye çalışırken, bir yandan da İktisadî bozgunlarla boğuşur; Fahim Bey ve Biz’ın daha ilk satırında hep yıkımlardan geçtikten sonra ölüp gider. O, bir anlamda, imparatorluk başkentinin son insanıdır.”