Şu an yaşadığınız bu hayatta kendiniz hakkında ne düşünüyorsunuz? Yaşadığınız bu hayatta ne kadar özgürsünüz? Ya da sizin için yaşamak, özgür olmak ne demek? Yaşıyor musunuz yoksa normların arasında sunulan üç beş şey içinden seçtiklerinizle kendinizi özgür mü hissediyorsunuz? Cidden yaşıyor musunuz? Yaşıyor musun? Başta bu soruları okurken verebileceğiniz cevaplar, kitabı okumaya devam ettikçe derinleşip anlam buluyor. Sorular artıyor ve sorular hakkında düşündükçe o cevaplar içinde “gerçek ben” hakkında düşünecek çok şey buluyorsunuz. Bu kadar felsefi bir eserin bu kadar akıcı yazılması da tamamen Coelho’nun yeteneği. Bu kitap hakkında konuşacağım çok şey var. Ama insan kendisinin bile görmek istemediği ve kaçtığı şeyleri kolay kolay konuşamıyor. Hepimizin içinde bastırıp, kaçmayı seçtiğimiz, görmezden gelip reddettiğimiz istek veya ihtiyaçlarımız ruhsal semptomlarla bize geri dönüyor. Toplumun normal kabul ettiğinden uzaklaşır ve kalıpların dışına çıkarsak ve bunda fazla ısrarcı olursak ne tür muamelelerle karşılaşılacağının örneklerini karakterler üzerinde görüyorsunuz. Her karakterin kendine has, ayrı hikayeleri var. Hepsi de birbirinden gerçek.
“Dünyanın bütün dağlarında, ormanlarında, bir tek yaprağı bile bir başkasının tıpkısı olarak yaratmamıştır Tanrı. Oysa siz farklı olmayı delilik sayıyorsunuz.”
Toplumların normal seçtiği olgulara ne kadar uyum sağlayabilirsek o kadar örnek olunan bu dünyada kendimize has bir özelliğimiz olursa bunu ne için, kimler için ve neden görmezden gelecektik? Doğruları ve yanlışları belirleyen bu olgu dünyasında kendi gerçekliğimizi ne kadar şekillendirirsek bu deliliğe doğru yaklaşıyor olduğumuzu mu gösterir? Tutunduğumu sandığım bu dünyada, varoluşumu oluşturan şeylerde ne kadar ben varım düşünüyorum. Tutunamıyorum belki de.