Çaresizlikten erimiş bir bedenin yardım ve şükran çığlığıydı o el. Bu sessiz çığlığı duydu. Dehşetle titredi, içinde pişmanlıkla mutluluk birbirini yok etmeye çalışıyordu, hiçbirşey söylemeden kaçar gibi uzaklaştı oradan.
O gün iyice uzaklara gitti. Derken hafif rüzgar denizi uyandırdı, dalgalar sahile vurmaya başladı. Sanki deniz sabah uyuşukluğunu üzerinden atarak geriniyordu.
Deniz kucağındaydı işte, beyaz badanalı evinde mutlu yeni gelin ona mama veriyordu,birazdan sevdiği adam dönecekti balıktan, bebeği aralarına alıp yatağa uzanacaklar, onu hayran hayran, kendilerinden olduğuna inanmadan, bir mucize gören müminler gibi seyredeceklerdi. Gece boyunca uyanıp uyanıp bebeğin nefesini dinleyeceklerdi. O gül nefesini. Mustafa Mesude'ye şükran dolu bir ifade ile bakıyordu. "Bana bu hediyeyi verdin ya.... Ne diyeyim bilemiyorum." diyordu. Kadın, kocasının dudaklarını öperek susturuyordu onu. Sanki fazla konuşursa o büyü bozulacakmış gibi.
O gece kocası ile, evlilikleri boyunca hiç yapamadıkları kadar şiddetle kava ettiler. Mesude bebeği annesinden almamıştı. Doğru eve gitmişti,kocasına "Mustafa yarın sabah bebeği geri veriyoruz," demişti. Semir'i annesine teslim ediyoruz