Hayvanlarla ilgili son, esas keşifler, sadece tanrının en değerli yaratıkları olma kibrimiz iyice yitip gittiği için mümkün oluyor. Daha çok tanrının en değersiz yaratıkları, yani dünyasındaki cellatları olduğumuz ortaya çıkıyor.
İnsanın yirmi yılı aşkın süredir meşgul olduğu düşüncelerin başka bir dile aktarılması. Düşüncelerin, o dilde ortaya çıkmamış oldukları için duydukları hoşnutsuzluk. Cesaretleri sönüyor, ışımayı reddediyorlar. Ait olmayanı arkalarından sürüklüyor, önemli olanı yarı yolda düşürüyorlar. Sararıp soluyor, renklerini değiştiriyorlar. Kendilerini korkak ve tedbirli buluyorlar; başlangıçta akla geldikleri açıyı kaybetmişler. Yırtıcı kuşların uçuşuna sahiplerdi, şimdi artık köryılanlar gibi sürünüyorlar. Bu basitleştirme, ılımlılık ve hadım edilmişlikte anlaşılacaklarını düşünmek ne kadar da alçaltıcı!
Düşen bir insan, peşine düştüğümüz ve kendimiz devirdiğimiz bir hayvanı akla getirir. Her devrilmenin gülmeye sebep olmasının nedeni, yıkılanın çaresizliğini, istersek ona avlanan bir hayvan muamelesi yapabileceğimizi anımsatmasıdır. Tasvir edilen olaylar dizisini devam ettirip onu gerçekten yeseydik, gülmezdik. Onu yemek yerine ona güleriz.
Koyunlar, kurtların karşısına çıkmaya cesaret edeceklerine, tavşanlara yöneliyorlar. Yukarıdakilere yönelmeden önce, insan her şeyin acısını en alttakilerden, av hayvanlarından çıkarıyor.