Yarın, yarın, ardından yarın, ardından yine yarın . . . Günden
güne sinsice böyle sokulur işte, gelir vakti zaman. Eridi gitti
cılız mum. Hayat dediğin nedir ki: Oynayan bir gölge, sahnede
çırpınıp duran zavallı bir oyuncu. Oyun bitince duyulmaz artık
sesi. Bir ahmağın anlattığı gürültülü patırtılı bir masal bu, hiddetli
ve hiçbir anlamı olmayan. (Macbeth, V. Perde, 5. Sahne.)
Suçu işlemeden önce hançer halüsinasyonunu gören
Macbeth'tir, sonradan akıl hastalığına tutulansa kansı. Cinayetten
sonra sesler işitmeye başlayan Macbeth'tir: "Uyku yok
artık! " diye bağırıyordu, "Macbeth uykuyu katletti! O masum
uykuyu, dolaşık dertler yumağını çözen uykuyu; her günkü
yaşamın ölümü, ağır işin yorgunluğunu alan banyo, huzursuz
zihinlerin merhemi. . . ", ancak uyuyamadığını bir daha işitmeyiz.
Ôte yandan görürüz ki yatağından hortlayan ve uykusunda konuşup suçunu açık eden Kraliçe'dir . . . Macbeth'in vicdan
azabıyla alevlenen korku dolu fikirleri karısında gerçekleşir.
Ego için salt fantezide kaldığı ve doyuma ulaşma olasılığı
uzak olduğu sürece bir arzuyu hoşgörmek ve zararsız bulmak
sıradandır. Ne zaman ki doyuma yaklaşıp gerçek olma olasılığı
güçlenir veya gerçekleşir, ego ondan kendini korumak için
tüm savunmalarını harekete geçirir.