Yüzüm varmadı bir türlü açıp da hüzün perdemi, geceye haykırmak için.
Kifayetsiz kelimelere gömdüm öfkemi, kimseler duymasın diye.
Elimde yarım kalan kitabım ve hatıralarla uzandım yokuşlara.
Zift döşeli yollar sürükledi yorgun adımlarımı.
Geldiğim yer acılar denizinden bir ıstırap sokağı idi.
Tanıdık bir sokağın, yorgun kaldırımlarında ıslak duygularla aradım o eski yüzü. Bulamayacağımı bile bile!...
" 1916 kışında cephede her şey sakindi. Siperlerde öyle zamanlar oluyordu ki, askerler düşman erlerini görüyor ama ateş etmiyorlardı. Avusturyalılar da aynı şekilde hareket ediyorlardı. Zaman zaman Avusturyalılar bağırıyorlardı; savaş bitsin! Rus askerlerini kendi siperleri ne davet ediyorlar, Ruslar da Avusturyalıları . Bizim kesimde kardeşleşme 1916 ekiminde başladı ve tabii subaylar buna fena halde bozuldular ve üzerimize yürüdüler. Buna karşın Ocak ayında artık kardeşleşme yaygın bir hale geldi. Bu iş o kadar ileri gitti ki askerler aralarında öteberi değişmeye başladılar. Ekmek ve şeker veriyorlar, karşılığında,çakı ve jilet alıyorlardı."