Adem Sağır

Adem Sağır

Yazar
6.5/10
2 Kişi
·
6
Okunma
·
0
Beğeni
·
374
Gösterim
Aslında ölenin ardından yas etmek ve ağıt yakmak , toplumun her bir ferdinin ne kadar değerli olduğunu dolaylı olarak da olsa ortaya koymaktadır.
Modern insan ,teknolojik araçlarının çoğalması ve bilimsel gelişmelere paralel olarak ölümü kontrol etmeye çabaladıkça onun kontrolünü kaybetmektedir.
Ruh ile ölüm arasındaki ilişki, ölümün ruhsal varlıktan arınma süreci olarak sıklıkla tanımlanır. Ruhsal arınma süreci, İbn Arabi'nin tasavvuf düşüncesinde beden, şehir; ruh ise şehrin valisi olarak konumlandırılır. Ruh sahip olduğu ihtiyaçlarını temin eder, faydalarını gözetir. Ölüm, bu valinin görevden azli anlamına gelir; o azledildiğinde önceki yetki
ve sınırlardan kurtulmuştur; ama mutlak varlıkla ilgisi devam etmektedir. O halde ölüm, özel bir tarzda özel geçiş sürecidir.
Adem Sağır
Sayfa 44 - Phoenix
"Kurban Bayramı sabahı annem yemekleri pişirip ahıra inekleri sağmaya gitti. Ben o zamanlar 8, abim ise 9 yaşındaydı. Biz evde oyun oynarken, kapıya üç Sovyet Askeri geldi. Askerler annemi ve babamı sordu. Ahırda ineklerin yanında olduğunu söyledim. Gidip çağırmamı istediler. Annemi çağırdığımda askerlerden oldukça tedirgin olmuştuk, sabırsızca bekliyorlardı çünkü. Nitekim üç saat içerisinde Batum’u terk etmemiz gerektiğini söyleyerek gittiler. Annem, perişan olmuştu, üzüntüsünden ne yapacağını bilemedi. Sadece ağladığını görüyordum. Biz ne yapacağız diye dövünmeye başladı. O zaman babam yanımızda değildi. Çalışmak için Çoruh’un diğer tarafındaydı. Çoruh nehri, Batum için sınırdı. Annem bir başımıza ne yapacağız telaşına kapıldı; çünkü evimiz çok tepedeydi. Makine(araba) yoktu. Annem, ağlamaklı yolda lazım olacak ve taşıyabileceğimiz kadar bir şeyler hazırlamaya koyuldu. Bir yatak, bir yastık ve yorgan, 15 kilo kadar da un hazırladı. Hepsini sırtımıza yükleyip evimizden ayrıldık. Yolda giderken Gürcü kadınlara rastladık. Anneme nereye gittiğimizi sordular. Annem, bizi buralardan çıkarttıklarını söyledi. Gürcü kadınlar, yanımıza yiyecek alıp almadığımızı sordular. Gelin gitmezden evvel size biraz yardım edelim dediler. Mısır ve un başta olmak üzere taşıyabileceğimiz kadar gıda aldık. Sonra Çoruhun ağzına geldik. Burası ana- baba günüydü. Her taraf insan kaynıyordu. Bizle birlikte Ahıskalı Türkler de yurtlarından çıkarılmıştı. 7 vagon vardı. Hepsi insanlarla doluydu. Nereye gideceğimizi bilmiyorduk. Babam ise arkamızda kalmıştı. Bizi trenin yanına getirdiler. Bizim bineceğimiz vagonda hayvanlarda bağlıydı. Tam 7 vagon insan Türk, Kürt üst üste trenlere bindirilmişti. Yaklaşık 20 gün terenle seyahat ettiğimizi hatırlıyorum. Sonra da bizi gelip buralara attılar”
Adem Sağır
Sayfa 51 - Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Hacer Uzunoğlu ile Kişisel Görüşme
"Her gün geriye doğru giden bir ülkenin geleceğinden bahsetmek mümkün olabilir mi sizce? İnsanlar birbirini yiyor burada iş için. Yakın zamanda Çinliler de yavaş yavaş girmeye başladılar buralara. Onlar daha ucuz çalışmaya başladılar, ucuza getirip burada satmaya başladılar. Buradaki sektörleri de öldürmeye başladılar."
Adem Sağır
Sayfa 107 - Atatürk Kültür Merkezi Yayınları
...ölüm, Martin Heidegger' den alıntılanarak ifade edilirse "par excelle" yani marjinal bir durumdu. Başkalarının ölümüne şahit olmak ve kendi ölümünü beklemekle birey, toplumdaki normal hayatını yönlendiren ad-hoc (o ana kadar ki) bilişsel ve normatif yöntemleri sorgulamaya adeta zorlanmaktaydı.
Adem Sağır
Sayfa 44 - Phoenix
1900’lü yıllarda sosyal ve ekonomik sebeplerden dolayı o dönem Osmanlı sınırlarında yer alan Batum şehrine çalışmak için göç eden Karadenizli Türkler buraya yerleşerek hayatlarını burada devam ettirmeye başlamışlardı. Ancak Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Batum’un Misak-i Milli sınırları dışında kalmasıyla birlikte sınır dışında kalmışlardır. Bundan sonraki süreçte ise Sovyetlerin II. Dünya Savaşı yıllarında uyguladığı sürgün politikalarından Karadenizli Türkler’in de etkilendiği görülmektedir.
Sovyet sürgünleri sırasında Doğu Karadeniz sahillerinde özellikle Batum’da yaşayan 20-30 Rize/Trabzon kökenli Karadenizli aile NKVD(Sovyetler Birliği İçişleri Halk Komiserliği) görevlilerince Ahıskalı Türklerle aynı kefeye koyularak Orta Asya’ya sürüldükleri görülmektedir. Diğer sürgün topluluklar gibi Karadenizli Türkler de Ahıskalı Türkler arasında iki parça halinde farklı bölgelere yerleştirilmiştir. Bunlardan bir kısmı Kazakistan’ın Cambul bölgesine, diğer kısmı ise Oş bölgesine yerleştirilmişlerdir. Sovyetlerin bu uygulamasının bilinçli bir politika olarak uygulandığı sürgün sonrası süreçlerden açıkça anlaşılmaktadır. Sürgün sırasında toplu yerleştirmelerden özellikle kaçınan Rusya, bu şekilde toplulukların psikolojik olarak dirençlerini de kırmayı ve sürgün sonrası ortaya çıkabilecek herhangi bir dayanışma ve örgütlenmenin de önüne geçmeyi amaçlamıştır.
Adem Sağır
Sayfa 47 - Atatürk Kültür Merkezi Yayınları
417 syf.
·149 günde·Beğendi·5/10
Ölüm sadece ölüm değildir. Ölüm inançlara göre farklılık göstermekle birlikte zıtlık içeren bir kavram. Göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir şaşkınlık anıdır belki de. Gidenlerin dönmediğini hesaba kattığımızda çok da bir şey söyleyemiyoruz aslında. Ölüm bir kültürdür, ölüm bir toplumdur, herkesin eşit olduğu, doğumdan sonraki tek andır.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 6 okur okudu.
  • 9 okur okuyacak.