Siddharta bir zamanlar,"İnsanların büyük çoğunluğu Kamala , düşen bir yaprak gibidir, kapılıp gider rüzgârın önüne.
Havada süzülür, döner durur, sağa sola yalpalar, vurarak iner yere. Pek az kişi de vardır, yıldızlara benzer, belli bir yörüngede ilerler durur, hiçbir rüzgâr varamaz yanlarına.
Kendi yasalarını ve izleyecekleri yolu kendi içlerinde taşırlar." derdi.
Burada bahsettiğimiz kendiliğinden gerçekleşen"insan olarak doğmak" değil, "insan olarak ölebilmektir". Birisi fıtratı gereği sadece dış görünüşü insana benzeyendir, diğeri tüm gelişmiş nitelikleriyle insan olandır.
Bir bilgeye, "Nasıl insan oluruz?" diye sormuşlar.
"Üç adım atmakla..." diye yanıtlamış:
"Önce sana kötülük yapanlara kötülük düşünmemen gelir;
İnsanlığa attığın ilk adım budur...
Sana kötülük yapanlara iyilik yapabildiğin an ise ikinci büyük adımı atar ve hakiki insan olmaya başlarsın.
Nihayet, sana iyilik yapanla kötülük yapan arasında bir fark hissetmeyecek hale geldiğin zaman insan olursun..."
Yani her gün düzenli olarak gördüğümüz iyilikler, beynimizdeki çarklarda o kadar haz uyandırmaz. Fakat beklemediğimiz anda karşımıza çıkan iyilikler, bir anda dopamin salgımızı patlatıverir.