Yetenekli olmaya en fazla belirleyen unsurların başında tutku gelir. Tutku, bir işi takıntılı bir şekilde sürekli olarak yapma isteğini doğurduğunda, ustalaşma da kendiliğinden açığa çıkar.
Bugün ise gencecik beyinler, neden öğrendiklerini dahi çoğu zaman bilmedikleri bir sürü bilgiyi akıllarında tutmaya, en azından sınav dönemine kadar hatırlamaya zorlanıyorlar. O sınavlar için hayatın oyunla, keşifle, toplumsal etkileşimlerle geçmesi gereken çok önemli zamanları; sınıflarda, derslerde, ders çalışma ve ödev yapma seanslarında tüketiliyor. Tabii ki böyle bir sistem içinde "zeki" algımızda çarpıtılıyor.
Öğrenme çok parametreli, karmaşık bir olgu. Mesela çok sözü edilmez ama öğrenmek unutmakla başlar. "İnsan, nisyan ile maluldür." sözü de ne çok şey anlatır...
Öncelikle küçük bir uyarı yapmamız gerek: Bilimsel yöntemimiz henüz insan doğasını anlamaktan çok uzak. Özellikle insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden birisi olan soyut inanç ve düşünceler söz konusu olduğunda bilimin henüz söyleyecek çok fazla sözü yok.
Tüm boşluklar doldurulmak zorundadır. Bu bir kuraldır. İçimizdeki Şeytan'da Sebahattin Ali ne güzel söyler:"Dünyadaki yalancı peygamberleri yetiştirmek ve beslemek için en iyi gübre, bilmeden inanmak için çırpınan kalabalıklardır."