Hanım Keleş

“Her şey yolunda. Kalbinin acıması çok normal. Tüm gay- retinle elinden gelenin en iyisini yaptığını gösteriyor.” “Tişörtüm ... Leke leke görünüyor.” “Adı üstünde leke. Leke leke görünecek tabii. Olması gereken de bu. Lekesi olmayan kim var şu hayatta... Peşimden gel bakalım.”içindeki kızgınlığa bir son vermeye kararlıydı. Yapayalnız yaşamak istemediğinden birine bel bağlasa da aşk, yalnızlığını ortadan kaldırmaya yetmemişti. Kalbindeki boşluk büyüdükçe sevdiği adamı takıntı hâline getirmiş, bu da ikisini birbirinden daha çok uzaklaştırmıştı. Uzaklaşmayı kabullenmeyip her zamankinden fazla çabalarken incinmesine sebep olan kişi sevgilisi değil, kendiydi. Aşk da mevsimler gibi gelip geçiyordu. Hatta bazen ilkbahardan sonra yaz değil, kış geldiği de oluyordu. Ama Yeonhee bunu bilmiyordu.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Her insan tek başına duran bir ağaç misali kimseye yaslanmadan kendi başına ayakta durmayı bilmeliydi.
“Tişört gitgide ıslanırken zihnime dolan hatıralara bakınca fark ettim ki âşıkken gerçekten mutlu görünüyormuşum. Sadece başkasını sevdiğinde gülebilen biri olmaktansa kendim oldu- ğumda gülmek istedim, çok güzel göründüğüm için. O lekeleri silmek istemeyişimin sebebi bu. Acı veren anıları olduğu gibi kabul edip güzel anılarınsa tadını çıkaracağım. Bir de bundan böyle en çok kendimi seveceğim.” Bunları söylerken sesi titriyordu. “Sadece gül. Mutluymuşsun gibi gül.” “Mutlu olmadığım zamanlarda da mı güleyim?” “Elbette. İnsan beyni çok saftır. Kandır onu. Beyin gerçek mutlulukla sahte mutluluk arasındaki farkı anlayamazmış. Sahte gülüşüne bakıp mutlu olduğunu zanneder, bundan hoşlanırmış. Yani demem o ki, kandır beynini.
"Jaeha’nın sorusundan sonra Yeonhee başını sağa yatırarak Paul Valerie nin sözlerini düşündü. 'Rüzgâr esiyor. Yaşama tutunmak gerek.' Esen rüzgâr bile yaşamak için bir sebep verirken hayata tutunmak onlara neden bu kadar zor geliyordu?"
“Şey mesela, bazen uykulu hissediyorum, bazen huysuz ya da aç, bazen içimden işe gitmek gelmiyor. Evde olduğum hâlde eve gitmek istediğim zamanlar da oluyor. Yaşadığımı hissetmek istersem kalamar çiğniyorum. Çiğnemesi zor, hayatım gibi. Ne kadar çiğnenirse çiğnensin kopmaz. Bir süre sonra dişler ağrımaya başlar. Bilirsiniz, o ağrı çok sinir bozucudur İşte o zaman hayatta olduğumu hissederim. Komik değil mi?. Aslında bu hissettiğim mutluluk mu yoksa mutsuzluk mu ben de bilmiyorum.”