“Her şey yolunda. Kalbinin acıması çok normal. Tüm gay-
retinle elinden gelenin en iyisini yaptığını gösteriyor.”
“Tişörtüm ... Leke leke görünüyor.”
“Adı üstünde leke. Leke leke görünecek tabii. Olması gereken de bu.
Lekesi olmayan kim var şu hayatta... Peşimden
gel bakalım.”içindeki kızgınlığa bir son vermeye kararlıydı. Yapayalnız
yaşamak istemediğinden birine bel bağlasa da aşk, yalnızlığını
ortadan kaldırmaya yetmemişti. Kalbindeki boşluk büyüdükçe
sevdiği adamı takıntı hâline getirmiş, bu da ikisini birbirinden
daha çok uzaklaştırmıştı. Uzaklaşmayı kabullenmeyip her zamankinden fazla çabalarken incinmesine sebep olan kişi sevgilisi
değil, kendiydi. Aşk da mevsimler gibi gelip geçiyordu. Hatta
bazen ilkbahardan sonra yaz değil, kış geldiği de oluyordu.
Ama Yeonhee bunu bilmiyordu.
“Tişört gitgide ıslanırken zihnime dolan hatıralara bakınca
fark ettim ki âşıkken gerçekten mutlu görünüyormuşum. Sadece
başkasını sevdiğinde gülebilen biri olmaktansa kendim oldu-
ğumda gülmek istedim, çok güzel göründüğüm için. O lekeleri
silmek istemeyişimin sebebi bu. Acı veren anıları olduğu gibi
kabul edip güzel anılarınsa tadını çıkaracağım. Bir de bundan
böyle en çok kendimi seveceğim.”
Bunları söylerken sesi titriyordu.
“Sadece gül. Mutluymuşsun gibi gül.”
“Mutlu olmadığım zamanlarda da mı güleyim?”
“Elbette. İnsan beyni çok saftır. Kandır onu. Beyin gerçek
mutlulukla sahte mutluluk arasındaki farkı anlayamazmış. Sahte
gülüşüne bakıp mutlu olduğunu zanneder, bundan hoşlanırmış.
Yani demem o ki, kandır beynini.
"Jaeha’nın sorusundan sonra Yeonhee başını sağa yatırarak
Paul Valerie nin sözlerini düşündü.
'Rüzgâr esiyor. Yaşama tutunmak gerek.'
Esen rüzgâr bile yaşamak için bir sebep verirken hayata
tutunmak onlara neden bu kadar zor geliyordu?"
“Şey mesela, bazen uykulu hissediyorum, bazen huysuz
ya da aç, bazen içimden işe gitmek gelmiyor. Evde olduğum
hâlde eve gitmek istediğim zamanlar da oluyor. Yaşadığımı
hissetmek istersem kalamar çiğniyorum. Çiğnemesi zor, hayatım gibi. Ne kadar çiğnenirse çiğnensin kopmaz. Bir süre sonra
dişler ağrımaya başlar. Bilirsiniz, o ağrı çok sinir bozucudur
İşte o zaman hayatta olduğumu hissederim. Komik değil mi?.
Aslında bu hissettiğim mutluluk mu yoksa mutsuzluk mu ben
de bilmiyorum.”