İnsanlar, tüm koşullarda acıdan ve üzüntüden sakınmayı adet haline getirmişlerdir,
bu bağlamda sevgi tüm çatışmaların son bulması anlamını kazanmıştır.
Mutsuz bir evliliğe son verme sorunu ortaya çıktığı zaman da çocuklar, suçun Üzerlerinden atılması için kullanılır. Anne ya da babanın burada hemen sarılıverdiği şey, ayrılmalarını
engelleyen nedenin çocuklarının "yuvasız" kalma olasılığıdır. Ne var ki herhangi bir detaylı araştırma aile içindeki mutsuz ve gergin havanın çocuk üzerinde kesin ayrılmadan daha olumsuz etki bıraktığını gösterecektir. Ayrılmak, çocuklara hiç değilse dayanılmaz derecede kötü koşulları insanın gözüpek bir kararla sona erdirebileceğini gösterir.
Kaç nişanlı ya da yeni evli çift, gelecekte gerçekleşecek
sevginin mutluluğunu düşlerlerken, yaşadıkları o anda
birbirlerinden sıkılmaya başlamıştır bile. Bu tutum, çağdaş
insanın belirgin özelliği olan tutuma oldukça uyar. Çağdaş
insan içinde bulunduğu anı yaşamaz; ya gelecekte yaşar ya
geçmişte.
Nevrozlu sevginin temel koşulu "aşıkların" her ikisinin ya da içlerinden birinin anne ya da babaya bağlı kalması; erişkin yaşta, küçükken anne ya da babasına karşı duyduklarını, korkularını, onlardan beklediklerini sevgilisine yöneltmesidir. Böyle kişiler çocukça bağlılıktan kendilerini alamazlar; büyüdüklerinde tek istekleri bu bağlılığı yeniden oluşturmaktır. Bu durumda kişi, zekasıyla ve toplumsal olarak gerçek yaşında olsa da duygusal olarak iki, beş ya da on iki yaşındadır. Daha aç durumlarda kişinin bu duygusal geriliği onun toplumsal etkenliğini de engeller; çok uç olmayan durumlarda çatışma, çatışmaya yakın kişisel ilişkiler sınırındadır.
Karşılıklı cinsel doyum, "ikili uyum" ve yalnızlıktan kaçma olarak sevgi, çağdaş Batı dünyasında yozlaşan sevginin iki "normal" biçimidir. Bunların her ikisi de toplum tarafından biçimlendirilen sağlıksız sevgilerdir. Kişilerin kendilerine göre biçimlendirdikleri birçok hasta sevgi türü vardır.