Çağdaş kapitalizm, büyük sayılarla ve uysallık içinde bir araya gelecek insanlara gereksinim duyar. Bunlar giderek artan bir şekilde tüketime yönelmeli, beğenileri kalıplaşmalı ve kolayca etkilenip yönlendirilmelidirler. Çağdaş kapitalizm kendini özgür ve bağımsız hisseden, hiçbir otoriteye, ilkeye ya da öz duyuya kul olmamış insanlara gereksinim duyar ama bunların buyruk almaya, kendilerinden isteneni yapmaya, toplumsal mekanizmayla sürtüşmeden yaşamaya yatkın olmalarını ister; öyle ki zor kullanmadan yönlendirilmeli, öndersiz yönetilmeli ve iyi ya da kötü bir amaca sahip olmadan çalıştırılmalıdırlar.
Hepsinden önemlisi de Rilke'nin, hayatı tüm acılarına ve zorluklarına karşın, "ölüm"e ve
"geçicilik"e karşın onaylaması, kabullenmesi hatta övgüye değer bulmasıdır. Şair'in birincil görevi "övmek"tir, hayatı överek anlamlandırmak, kutsamak ve insanlar için tüm acılara rağmen yaşanılır kılmaktır.
Hayatın geçiciliğine karşın, sanat kalıcı olandır, öyle ki sanat somut olanı soyut olana, maddesel olanı tinsel olana, geçici olanı ebedi olana dönüştürür. Hayata anlam kazandıran, ona sonsuzluğu bağışlayan sanattır. Rilke burada "ölüm"e karşı "sanat"ı bir kalkan gibi kullanır.