MS 70'de Romalı komutan Titus ve ordusunun Kudüs'ü harabeye çevirmesinden sonra, Yahudiler dünyanın dört bir yanına dağılmıştı. Zaman içinde ana dilleri İbraniceyi unutarak farklı kültürlere ve coğrafyalara adapte olan Yahudiler, İbraniceyi sadece ibadet dili olarak kullanıyordu. Böylece İbranice, dinî ve kültürel açıdan köklere bağlılığın tek vesilesine dönüştü ve Tanrı'nın kendilerini İbranice vasıtasıyla koruyup muhafaza ettiği inancı, Yahudiler arasında yerleşti. Zaman içinde adeta “ilahî” bir nitelik kazanan İbranicenin gündelik "süflî" işlerde, içinde yalan ve diğer günahların bolca yer aldığı günlük konuşmalarda kullanılmasına yönelik duygusal bir direniş ortaya çıktı.
Hz. Ömer (r.a.), Hz. Ali (r.a.) için şöyle diyordu. "Ben Hz. Ali'yi seçersem, çok iyi bir Müslüman olmasına rağmen muhtemelen Beni Hâşim'den olan şahısları, yüksek memuriyetlere getirecek." Hz. Osman (r.a.) içinde aynı şeyi söylüyor: "Osman'ı seçersem, o da Beni Ümeyye ailesinden olan şahısları, devletin yüksek mevkilerine tayin edecek."
Hz. Ömer (r.a.), hilâfeti sırasında hiçbir akrabasını yüksek memuriyetlere tayin etmemiştir. Çünkü yakın akrabaları devlet memuriyetlerine tayin etmenin devlet yararına bir şey olmadığına inanıyordu.