Sağlıklı ilişkilerde her bir birey kendi sorumluluklarına sahip çıkar. Yani dışarıdan gelen bir etkiyle değil, içeriden gelen bir bilinçle sorumlu olmayı seçer ve kendi vicdanına hesap vermeye hazırdır. Örnek vermek gerekirse, korku kültürünün vatandaşı polis yoksa arabasını park edilmemesi gereken yere park eder ve bundan hiç rahatsızlık duymaz. Yakalanırsa itiraz eder, mazeret uydurur, cezadan kurtulmaya çalışır. Yeri geldiğinde polise rüşvet teklif etmekten de utanmaz, hatta bunu açıkgöz olmanın bir gereği görür. Oysa güvenilir, gerçek disiplin ancak içeriden gelir. Korku kültürü iç tanıklığın gelişmesine fırsat vermediği için özümüz devreye giremiyor ve insan olarak eksik kalıyoruz. Kendimize saygılı insanlar olabilmemiz için mutlaka bu eksikliğin giderilmesi, bu tarafımızın güçlendirilmesi lazım.
Tüm insan başarıları önce düşünce olarak ortaya çıkmış ve daha sonra nesnelleşmiştir, Yazarlar, mucitler, mimarlar, önce düşüncelerinde çalışmalarını inşa etmişler, düşüncelerini düzlemde onun tüm kısımlarını tam ve uyumlu bir bütün olarak mükemmelleştirmişler, sonra onu, malzemeye veya duyu düzlemine indirerek, maddi hale getirmeye başlamışlardır.
Şimdi bireyin gözünden bakalım. Her insanın içinde itici bir güç vardır; mevcut olanla, konfor alanıyla yetinmeyen bir güç. Bir seçim yapacaksın, konfor alanından dışarı çıktığın zaman belirsizliğe doğru ilerleyeceksin ve bu da tehlikeli... Cesaret istiyor. Ama için biliyor ki heyecan da orada. İşte bu heyecan önemli, aksi halde bir ölüden farksızsın.