Bilgi, bilginin mahiyetini kapsadığı gibi, aletin de
mahiyetini kapsar. Bu sebeble bilgi birinci sıradadır.
Bilgiyi elinde tutan aletin neyi sağlayıp neyi
sağlamayacağını da bilebilir. Bu sebeple geleneksel
toplumlar kendilerini aletlerinin gücüne teslim et-
memişlerdir. Eğer Ad ve Semud kavimlerinde
görüldüğü gibi taşdan oydukları evlerine, yani alet-
lerine güvenmişlerse helak olmuşlardır. Aletin
kendisi bir bilgi değildir, yalnızca bir imkândır. Bu
imkân kendi sınırlarını kavrayamadığı sürece felâ-
ketin başlangıcı olur.
Evet, biz müslümanlar günden güne İslâmi olan
bir hayatı kurmak istiyoruz. Ama bu hayat bir "dev-
rim" gölgesinde avuntu aramak değil, hergün kur-
maya çabaladığımız yeni bir anlamın zenginleştir-
diği hayattır. Müslümanlığımızı yeni bir toplum or-
ganizasyonuna bırakmanın bir afyonkeşlik ol-
duğunu, bütün imkânların şu anda elimizde ol-
duğunu, Allah'ın bizi zamanında ve yerinde ya-
rattığına inandığımız gün çevremizde birçok şeyin
aydınlandığını, aydınlatılmaya muhtaç olarak bizi
beklediğini kavrayabiliriz. Kâfirler kendilerine bir-
çok gerçeğin kapanmış oluşundan ötürü bir muhay-
yel hayat pınarı arayabilirler, biz bize verilmiş olanı
kavrayarak "ihsan"a ulaşabiliriz.