Bir süre öylece sessiz kaldık göz göze bakışarak. Suskunluğu paylaşmak nasıl birşeydi idrakını yaşayarak. Sürüp giden zaman saçlarımızı yormuş, yüzümüze gölgeler düşürmüştü. Sokağın tenhalığını, başbaşa kalmışlığını ve bu sokağın havasını paylaşıyorduk. Unutulan bir kelimeyi yada bir ismi kafanın içerisinde aramaktan yorulunca, bırakırsın ya aramayı. Sonra vazgeçilen o kelime dilinde bitiverir apansız, şaşarsın buna, düşünmeyi ve aramayı bırakmıştım da nasıl geldi birden dilime böyle diyerek anlayamazsın bu nasılın cevabını, işte öyle bir haldi bizimkisi...
Harun Küsmüş
Uçsuz bucaksız çorak bir arazide yönüm belirsiz. Bir tutam ot, biraz da toz var paçalarıma dolanan. Bulutsuzum bugün, kimbilir bariz halde bahtsız ve uçurumsuzumda. Tedaviyi kabul etmeyen bir hasta gibiyim, içimde morg soğukluğu, dışımda alev hezeyanları. Evladiyelik diye aldığım bütün eşyalarımı çöpe atmışım, vazgeçmişim maddelerden.. Başım gökyüzünde kalmışda, asılmışım tersine yıldızlardan, güne bakarken...
Harun Küsmüş
Ayrı iklimsin ne çare
Ben sana vurgun biçare
Sarardım soldum hasretinle
Ayrı iklimsin apayrı
Sert soğuk mağrur sevdalı
Kavrulup yanarım ben yine
Ayrı iklimsin ne çare
Ben sana vurgun biçare
Sarardım soldum hasretinle
Ayrı iklimsin apayrı
Sert soğuk mağrur sevdalı
Kavrulup yanarım ben yine
Fırtına olsam kırsam dikenini
Yüreğimle dokunsam çiçeğine
Bu inat bu dik bakış neden gözlerime?