Sevgilim, tek başıma seni özlemek çok zor. Hiç değilse sen de beni özleyerek el veremez misin?
İşin doğrusu, bir an evvel unutmak istiyorum. Olmuyor. Bazen aniden o sırada seni düşünmediğimi fark edip seviniyorum. Sonra, yani bunu düşünürken, yine seni düşünmeye başlıyorum. Seni düşünmek hastalığı, gizli bir yemin gibi, içimde bir yerlerde durmadan kendini tekrar ediyor. Ne ağır yeminmiş, bozamıyorum.
En iyisi yol yakınken…“
Oysa benim için yol yakın filan değildi artık. Başlangıç meridyenimden kolayca geri dönemeyecek kadar uzaklaşmıştım. O öyle deyince, kalbim odun sobasını atılmış plastik oyuncak gibi eriyivermişti. İncinmiş, kırılmış, yarı yolda bırakdığımı hissetmiştim. Gücenmemiş gibi davranmaya çalışmıştım yine de.