Kitap, yazarın Hüseyin MÜMTAZ ve Tuncer GÜLENSOY’a görev yaptığı Saraybosna’dan yazdığı iki mektupla başlıyor. Yazar bu mektuplarında muhataplarına Bosna’yı, Boşnakları ve buralardaki Türk kültür izlerini anlatmaktadır. Bosna’daki Osmanlı’dan kalma eserlere ve Türklere Boşnakların bakış açılarından bahsetmektedir.
Boşnaklar arasında “Önce Türkler geldi. Sonra Ruslar. Sonunda tekrar Türkler gelecek “ sözünün yaygın olduğundan bahisle buralardaki insanların biz Türklere olan bakışını ve bizlerden beklentilerini açık bir şekilde anlatmaktadır. Zamanında yapılan hatalar sonucu mecburen bırakmak zorunda kaldığımız topraklardaki insanlar o günlerden bugüne hala Türkleri beklemektedir. Bu, sadece Bosna’da değil çevremizdeki bizden kopan tüm ülkelerde aynıdır. Çünkü bu insanlar Boşnak’ından Arnavut’una, Makedon’undan Bulgar’ına, Çerkez’inden Gürcü’süne, Arap’ından Acem’ine en huzurlu, en sakin ve en müreffeh günlerini Türkler zamanında yaşamışlardır. Türkler fethettikleri hiçbir ülkenin halkına dillerini, dinlerini, kültürlerini , geleneklerini empoze etmemişlerdir. Asimilasyonda bulunmamışlardır. Biz Türkler anavatan Anadolu’yu geri bırakmak pahasına fethettiğimiz yerlere ve insanlarına götürmek için çabalamışız.
İşte bu yüzden bu diyarlarda TÜRK, beklenendir, özlenendir, vefalıdır. Yazarın bu iki mektubu da bu duygu ve düşüncelerle yazılmıştır.
Yazar ayrıca bu iki mektubunda ve hatta tüm kitap boyunca bu insanların bize bu kadar ilgisi olmasına, buralarda bizden kalan yüzlerce tarihi esere rağmen bizim ilgisizliğimizden de yakınmaktadır.
Kitabın “Dünden Bugüne Gazi Boşnaklar” adlı bölümünde Boşnakları maddi ve manevi yok oluştan kurtaran sosyal psikolojilerinin tarihi kökenleri ve günümüze ; özellikle de son Bosna Savaşı’na yansımaları incelenmiştir.
Bundan sonra kitabın