Hayatımız boyunca duygulara hizmet ederiz, duygular canlı kalabilmek, kendilerini yaşatabilmek için kullanır bizi... kendimizi yaşayamayız. Çoğu zaman da atalarımızın duygu zıtlıklarını dönüp dönüp tekrar tekrar yaşarız. Ne güzel söylemiş büyüklerimiz, "dedesi koruk yemiş, torununun dişi kamaşmış" diye...
Zıtlıkların oluşturduğu bu evrende doğal olarak bizler de zıtlıkları yaşarız. Çok sevip karşılığında nefreti çekiyor, merhamet edip acınacak hale geliyoruz. "Kime el uzatsam karşılığında hainlik gördüm" cümlesi size tanıdık geliyor mu?
Hatta kulağınıza belki de hayli fantastik gelecek bir yorum daha yapayım; duygular, yaşadığımız hayatın "gerçek" olduğuna bizi inandırmak için var gücüyle çalışan birer "ajandır"! Bir duyguyu içinizde ne kadar şiddetli hissedersiniz, o duygu sizi ne kadar sıkıştırırsa o kadar dünya derdi yüklenir, o kadar ağırlaşır, maddeleşir, "somut ve katı" bir dünyada yaşadığınıza ikna olursunuz.