📕 Risale-i Nur'da Hz. Muhammed (asm)'ın Tarif ve Tavsifatı 👇 Samet Yahya Bal 📕 Risale-i Nur Hz. Peygamber (asm)'ı anlamak ve tanımak için okunacak müstesna eserlerden biridir. Zira O Zat-ı Mübarek (asm)'ı birçok farklı açıdan ve yönden ele alarak sıfatlarını detaylıca ele almıştır. İşte onu tarif eden, tespit edilebilen 185 Sıfat 👇 📍Elif Sümeyra Korkulu hanımefendinin ellerine sağlık bu hususu bir yükseklisans tezinde ele almış ben de oradan bu listeyi süzdürdüm. 1. Muhammed 2. Muhammedü'l- Emîn 3. Muhammed-i Arabî 4. Muhammed-i Kureyşi 5. Muhammed-i Hâşimî 6. Nebiyy-i Kureyşi 7. Nebiyy-i Hâşimî 8. Ahmed 9. Mahmud 10. Mustafa 11. Mahi 12. Haşir 13. Akib 14. Şahid-i Sadık 15. Bürhan-ı Nâtık 16. Seyyidü'l-Enbiya 17. Seyyidü'l-Mürselîn 18. İmamü'l-Evliyâ 19. İmamü'l-Ulemâ 20. Mehbit-i Vahy-i İlâhî 21. Mürşid 22. Beşîr
1000Kitap
Arap Bayrakları
Arapların tarihindeki renkler, modern bayraklardan çok önce, hilafetlerin sembollerinde yaşamaya başlamıştı. Siyah, Abbasiler’in rengiydi. Bağdat’tan yönettikleri devasa imparatorlukta, siyah sancaklar "Abbas’ın soyundan gelmek" iddiasının simgesiydi. İşte bu sebeple de ışid (daeş) de bu siyah zeminli (üzerine kelime-i tevhid içeren) bayrağı kullandı. Beyaz, Emeviler’e aitti. zira onlar, kendi tabirleri ile "karanlığa karşı ışık" iddiasındaydı ve Abbasi rengine karşı muhalefet dolayısıyla beyaz seçmek politik bir karşı hamleydi. Yeşil, Hz. Muhammed’in (sağ) kabilesi Kureyş’in rengi olarak bilinir. Hz. Muhammed'in kızı Fatıma'dan gelen Fatımi Hanedanlığı olarak da geçer. aynı zamanda hem şii, hem de sünni taraflar tarafında, ortak olarak İslâm rengi gibi kabul gördü. Kırmızı ise Haşimi kabilesinin, yani Hz. Muhammed’in soyundan gelenlerin, özellikle de Hicaz ve Levant bölgelerindeki Arapların rengiydi. Yani dört renk, tarih boyunca dört farklı Arap soyunun, kendi içindeki bölünmenin ama en çok da hilafetin sembolüydü. Daha sonra 1916 yılında, Şerif Hüseyin, "why not both." "neden hepsi bir olmasın?" şeklinde bir iddia ortaya attı. Çünkü Osmanlı’ya karşı Arap isyanını başlatılırken ortak bir simge olmalıydı ve tarih sahnesine bu şekilde Pan-Arap renkleri çıktı: siyah, beyaz, yeşil ve kırmızı. Nihayetinde bu bayrak, Osmanlı’ya karşı isyan savaşlarında kullanıldı, ama sonra neredeyse tüm arap dünyasının "birlik sembolü" oldu. Bugün bir çok Arap ülkesinin bayrağı dikkat edilirse, o isyanın izlerini hala taşımaktadır. Ürdün: 1916 bayrağının neredeyse aynısı sadece dizilim farklı ve kırmızı üçgenin ortasına beyaz yedi köşeli bir yıldız eklenmiş. Filistin: Ürdün bayrağı ile aynı sadece yıldız yok. Suriye (eski): Pan-Arap renkleri ve 1958-61
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İlim öğrenmeye ve onu yaymaya gösterilen özen ne kadar önemli ve yücedir! Çünkü ilim ümmetin gerçek ilacıdır; en büyük cihadlardan biridir; peygamberlerin ve resullerin cihadının esasıdır; şeytana, deccala ve onların yardımcılarına karşı en şiddetli cihad türüdür. Bunun üzerine harcamak vaciptir ve ümmete en faydalı şey odur, bunda şüphe yoktur. Sayesindedir ki itikatlar doğrulur, zihniyetler düzelir, gözler (feraset) açılır, takva gerçekleşir; iman ve müminler tanınır; iddiaların (sloganların) sahtekârlığı ortaya çıkar, nifak açığa vurulur; vela ve berâ gerçekleşir. Onunla cihadın sahası mızrakla ve mal ile kurulur; onun sayesinde ümmet zafer kazanır ve yükselir; ve onun vesilesiyle Allah Teâlâ Âdem’i (عليه السلام) şerefli kılmıştır. ~Şeyh Muhaddis Sadık Ebu Abdullah el-Haşimi Şuan katılın ve arkadaşlarınızla paylaşarak onların da faydalanmasını sağlayın.
Haşimi
Yûsuf dahi olsan düşürürler seni çâha Ebnâ-yı zamânın işi ihvâna cefâdır
İslam/ /batıl demokrasi
Dedi ki: Demokrasi, eğer kelimenin Batılı felsefi anlamıyla -yani halkın halk tarafından yönetimi; halk neyi güzel görürse onunla hükmedilmesi, isterse Allah'ın hükmüne aykırı olsun-kastediliyorsa, şüphesiz ki bu küfürdür. Bir Müslümanın buna inanması da, bununla amel etmesi de câiz değildir. Ama eğer bu lafızdan maksat; halkın yöneticilerini seçme ve onları hesaba çekme hakkına sahip olması, insanların izzet ve haklarını zayi eden istibdadın engellenmesi ise; bütün bunlar şer'an geçerli ve muteber manalardır. Ben dedim ki: ("Ama eğer maksat ..." diye başlayan ikinci anlam) - işte bu aslında Batılı kâfirlerden ithal edilmiş bir mal ve metadır. Bizim buna da, onun mekanizmalarına da ihtiyacımız yoktur. Onlara benzememiz de câiz değildir; ne isim bakımından, ne harf bakımından, ne de sınırları bakımından. Üstelik bu anlam ve ölçüde böyle bir şey, ne onların yanında gerçekten vardır ne de bizde bulunur. Aslı itibariyle bu, ancak İslâm'da, kendi şer'i ölçüleriyle vardır. O hâlde bize ne oluyor da kâfirlerin kavramlarını ve tabirlerini kullanıyoruz?! Hele ki bu kavram, onların nezdinde asıl çıkarılışında Allah'ın şeriatine karşı durmak, Allah'ın dinini boşa çıkarmak, serbestliği ve başıboşluğu yaymak, Allah'ın hidayetinden uzaklaştırmak için vaz'edilmişken! Peki, İslâm'ın izzetine ve onun sahih kavramlarına sarılmak nerede kaldı? Biz neredeyiz, onun ölçüleri ve yolu nerede?! Allah Teâlâ buyuruyor: "Kim izzet istiyorsa, bilsin ki izzetin tamamı Allah'a aittir. Güzel söz O'na yükselir, salih amel de onu yükseltir. Kötülükleri kuranlara gelince, onlar için şiddetli bir azap vardır ve onların hilesi boşa çıkacaktır." (Fâtır, 10) Ve yine buyuruyor: "Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler... Onların yanında mı izzet arıyorlar? Halbuki izzetin tamamı Allah'a
bi tekbaşınalık var, hep vardı. öyle alengirli sözlerle falan anlatmak istemiyorum. bi tekbaşınalık var, hep vardı.