Akhilleus'un Şarkısı aslında İlyada destanının bir yeniden yazımı. Olaylar, kişiler destanla bire bir ilerliyor, ama bir farkla, bu romanda her şey Akhilleus'un yakın arkadaşı Patroklos'un gözünden ve birinci tekil kişi anlatımıyla bize aktarılıyor. Bu nedenle Patroklos'un hayatını başından öğreniyor ve hayatını değiştirecek kaza ile başına gelenleri okumaya başlıyoruz. Tabi daha sonra ortaya Akhilleus çıkıyor ve olaylar başlıyor. Çocukluktan başlayarak bu iki arkadaşın zamanla aralarında bir ilişki başlıyor. İlyada Destanını az çok bilmek gerekiyor. Hiç bilmiyorsanız ve mitoloji ile aranızda yoksa yine okuyun yabancılık çekmiyorsunuz. Kitabın ortalarına doğru zaten hiç destanı bilmiyor olsanız da veya Truva filmini izlediyseniz sonunu anlıyor ve onu bekliyorsunuz. (Spoiler) Akhilleus kısa fakat şanlı bir hayatı seçmiştir, Hektor'un ölümünden sonra uzun yaşamayacaktır. Roman boyunca tam bir ana karakter olgunluğuna ulaşamayan ve kendisini Akhilleus'un yanında oldukça değersiz gören Patroklos ancak romanın sonlarına doğru bu olgunluğa erişir çünkü Akhilleus'un gururunun dünyadaki her şeyden önemli olduğunu fark eder. 10 yıllık savaş sonunda Patroklos'un başına gelenler ve Akhilleus'un önüne geleni öldürdüğü ve o malum sona gittiği anlar da gözlerim doldu. Normalde İlyada Destanı, Hector'un cesedinin Akhilleus'tan alınıp cenazesinin yapılmasıyla sona eriyor ama yazarımız kitaba son yazmak için son 20-25 sayfalık kısımda hızlandırılmış şekilde tüm parçaları birleştirip her şeyi bize vermiş ve güzelde olmuş. Hiç bir şey havada kalmadı. Son söz olarak, kitabın akıcılığını , karakterlerin veriliş biçimlerini çok ama çok sevdim. Karakter olarak, Patroklos, Akhilleus ve daha sonra aralarına katılan Briseis karakterlerinin hepsine göz yaşı dökerek kalbim kırık şekilde kitaba