Son derece akıcı, güzel bir kitap. Tarihi bir romandan çok kadim toplumdaki güncel meselelere ışık tutuyor. Sıkılmadan okunacağını düşünüyorum ve okunmasını tavsiye ediyorum.
Semerkant yüzeyde tarihî bir roman gibi görünür; fakat özünde zaman, hakikat ve kader üzerine yazılmış bir varoluş metnidir. Roman iki ana eksende ilerler:
Bir yanda 11. yüzyılda yaşayan Ömer Hayyam Ömer Hayyam , diğer yanda 20. yüzyılın çalkantıları. Bu iki zaman dilimini birbirine bağlayan şey ise bir el yazmasıdır: Hayyam’ın rubailerini taşıyan kitap.
Burada Amin Maalouf ‘un yaptığı şey sadece tarih anlatmak değildir. O, şunu sorar:
Hakikat zamana dayanabilir mi?
El yazması, bilginin kırılganlığını simgeler. İnsan düşünür, yazar, üretir; fakat tarih dalgalar gibi gelir ve her şeyi yutabilir. Nitekim romanın sonunda el yazmasının kaderi, insan uygarlığının faniliğini sembolize eder.
Ömer Hayyam : akıl ile kader arasında
Maalouf’un Hayyam’ı, ne tam bir inançsızdır ne de teslimiyetçi bir mümin. O, sorgulayan bir bilinçtir.
Burada roman, klasik kader anlayışıyla özgür irade arasındaki gerilimi işler.
Hayyam için yaşam bir an’dır; rubailerindeki şarap ve zevk çağrısı hedonizm değil, fanilik bilincidir. Çünkü ölüm kaçınılmazsa, anlamı ertelemek anlamsızdır.
Bu yönüyle Hayyam, Doğu’nun içinde bir varoluşçudur.
NİZAMÜLMÜLK ve HASAN SABBAH: iktidarın İç yüzü
Romanda Hayyam’ın iki tarihsel figürle ilişkisi önemlidir:
• Nizamülmülk – düzen ve devlet aklını temsil eder.
• Hasan Sabbah – inanç adına mutlak ideolojiyi temsil eder.
Bu üçlü aslında insanlığın üç yönüdür:
Akıl (Hayyam), düzen (Nizamülmülk) ve mutlak inanç (Hasan Sabbah).
Roman şunu ima eder:
İktidar, inancı araçsallaştırdığında şiddet doğar.
Akıl ise çoğu zaman yalnız kalır.
Ömer Hayyam'ın Rubailerinin çağlar aşan yolculuğu. Selçuklulardan Haşhaşilere, oradan geçtiğimiz yüzyıl İran'ına kadar uzanan bir yolculuk.
Bu kitabım konusu. Gelelim benim eleştirime. Siz her şeyin en iyisini bilen, en barışçıl, en özgür düşünceli en en en birşeyler birşeyler batılılar, artık bize yukarıdan bakmayı bırakın. Siz cadı avındayken, engizisyon tiyatroları kurarken biz özgür düşüncenin, bilimin, felsefenin medeniyetini kurduk, siz girdiğiniz her yeri yerle bir ederken biz inşa ettik, imar ettik. İran'ı biz özgürleştirdik zaten bunlar skolastik vs diye bıdı bıdı etmeyin. Nerede kendisini doğu kültürüyle arasına mesafe koymuş birileri varsa sizin makbul doğulunuz onlar oldu. Lütfettiniz.
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202374,9bin okunma
Yazarın kalemi ile tanıştığım ilk eser. Kitap iki bölümden oluşuyor. Ömer Hayyamın hayatı ve semerkant yazması denilen rubaiyat'ı yazışı birinci bölüm. İkinci bölüm ise bu kitabın peşine düşen bir ortadoğu meraklısı ve kitabın hazin sonu.
Birinci bölüm çok güzeldi. Ben kitabı merak ederken yazar dönemin siyasi olaylarından bahsediyor konuya hep onları sokuyordu. Ama güzeldi. Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamül mülk üçlüsü gayet iyiydi. Ama ikinici bölümde nerdeyse tamamen iranın iç meselelerine döndü konumuz. Yok şah böyle yapmış yok adem oğulları şöyle yapmış falan baya yordu.
Çok değer verdiğim bir okur bu kitabı çok övmüştü. Onun tavisiyesi üzerine aldım ve okudum. Az önce ifade ettiğim gibi birinci bölüm aşırı iyi. İkinci bölüm vasatın üstü. Okuduğum için pişman değilim ama okumaya yeni başlayan bir okura tavsiye etmem. Yazılar küçük küçük. Ve konu hep dağılıyor yeni yeni isimler geliyor. Toparlıycak olursam bu kitap okunur ama malzeme bu bilin yani :-)
Keyifli okumalar
Muhteşem bir eser. Müthiş bir kurgu. Okunacak milyarlarca kitap olduğundan aynı kitabı ikinci kez asla okumam ama bu kitabı tam üç kez okudum. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Ayrıca bunu okuduktan sonra arkasından mutlaka Vladimir Bartol’un Alamut Kalesi’ni okumalısınız. Farklı coğrafyalar farklı iki yazar ama iki kitap birbirini öyle güzel tamamlıyor ki….
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202374,9bin okunma
Herkese merhaba @asununkitaplari ve Sosa ile beraber Semerkant kitabını okudum.
•
Uzun zamandır beklettiğim bir kitabı sonunda okuya bildim ve eğer ki elinizde varsa muhakkak başlamanız gerekiyor. Normalde tarih kitaplarını okumayı sevmiyorum ama böyle roman tarzında olunca aşırı keyif veriyor. Hikayemiz öyle bir başlıyor ki zaten merak etmemek elde değil. Sizi sürükledikleri sürüklüyor büyün hisleri yaşatıyor.
•
Titanic’i hepimiz biliyoruz ama bilinmeyen bir şey ile geldim titanic’in battığı anda okyanusun dibine de bir el yazması gider yüzlerce yıl sonunda bulunduğun da ise bizleri İran tarihinin öyküsüne götürür bu yazma kimin mi? Tabi ki Ömer Hayyam’a ait bu yolculuğa bir an önce çıkmalısınız sizi muhteşem anlar bekliyor.
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202374,9bin okunma
"Geçirdiği tüm başkalaşımlara karşın hep kendisi olarak kalan, tüm çalkantıları içinde hiç değişmeyen şu İran ne şaşırtıcı bir memleketti!"
İncelememe başlamadan önce kitap üzerinden ana temanın şekillendirildiği ve Ömer Hayyam'ın gözlerini açtığı o şahsına münhasır diyardan yani İran'dan bahsetmek istiyorum.
Kuşkusuz cihanda birçok devlet, birçok imparatorluk kuruldu ve yıkıldı ama aralarında biri var ki( İran ) geçen her döneme,yaşanan tüm zorluklara ve oluşturan bütün oyunlara karşı sürekli ayakta kalmaya çalıştı ve çoğunlukla da bunu başardı.Kökleri çok eskiye dayanan ve katı kurallarıyla nam salmış olan bu diyar; kaleminden Ömer hayyam'ı, kininden Hasan Sabbah'ı, dimağından Nizâmülmülk'ü çıkardı.Tarih,edebiyat,bilim gibi dallarda isimlerinden söz ettiren bu önemli şahsiyetler mücadelelerini tarih sahnesinde gösterecektiler.Çoğu kaynağa göre aynı okulda okuyan (ki bunun da çok fazla gerçeği yansıttığını söyleyemeyiz çünkü Nizâmülmülk'ün Ômer Hayyam'dan 30 yaş kadar büyük olduğu söylenir.) bu önemli tarihi şahsiyetlerin yolları Melikşah'ın sarayında kesişecektir.
Bu kesişmeyi anlatan en iyi kitaplardan biri;
Lübnan asıllı Fransız yazar Amin Maalof'un , Semerkantı...
Tarihi kişilerin ve mekanların varlığını edebi kurguyla harmanlayarak okuyucuya sunan yazar, Hayyam'ın Semerkand'a gelişi ile Titanik gemisinin batması arasında geçen zamanda Rubailer kitabının geçirdiği merhaleyi anlatır.Kitap oldukça etkileyici bir dille yazılmış olup akıcı bir anlatım da sunmaktadır.Betimleme sanatıyla, oluşturduğu dünyaya okurları çekmek gayesinde bulunan yazar Rubailerden kesitlerle de kitaba güzel bir ahenk katmıştır.Kitabın muhtevasını tahlil edecek olur isem iki başlık altında incelemenin daha doğru olacağı kanısındayım.İlk kısım oldukça fazla tarihi mekan, kişi ve olay
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202374,9bin okunma
"Semerkant, Dünya'nın ezelden beri Güneş'e çevirdiği en güzel yüz."
Semerkantta yolları kesişen üç önemli şahsiyet; Ömer Hayyam, Nizamülmülk ve Hasan Sabbah'ın hikayesini anlatıyor roman. Tarihi bir arka planda Selçuklu Devletinin iç dinamiğini, Ömer Hayyam'ın yazdığı Rubaiyyat'ın aşamalarını, Hasan Sabbah'ın kurduğu Haşhaşin Tarikatını ve dönemin siyasi olaylarını öğreniyoruz. Kitabın birinci yarısında bunlar anlatılırken ikinci yarısında ise Rubaiyyat'ın yıllar sonra 1900lü yıllarda ortaya çıkıp İrandan Amerikaya nasıl geldiğini, Titanik'te denize ulaştığını ve bu süreçte İran'daki yaşanan devrimin aşamalarını okuyoruz.
Yazarın, Çağrı Bey ve Tuğrul Bey hakkında ve ardından Sultan Alparslan ve daha sonrasında Melikşah ile Terken Hatun hakkında yazdığı şeyler beni rahatsız etti. Tarihi gerçeklikle bağdaşıyor mu bilemiyorum ama bizim tarihimize karşı bir kini var gibi hissettim yazarın. İran devrimi ile ilgili bölümlerde de çok absürt bir çözüm bulup yazarken Amerika'yı da kurtarıcı bir devlet olarak göstermeye çalışmış. Biraz propaganda hissettim okurken. Bunların haricinde oldukça akıcı ve şiirsel bir kitap olmuş Semerkant.
Neler olacak diye merak ederek okudum kitabı. Sadece İran Devrimini anlatttığı kısımlar biraz sıkıcı geldi. Yine de dönemi iyi bir şekilde anlattığı için okunması gereken bir kitap bence.
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202374,9bin okunma
En başta şunu söylemeliyim:Kitabın 1 ve 2.bölümleri gayet sürükleyici geldi. Ancak 3 ve 4. bölümler biraz konu dışına çıkıyor ve İran devrimini anlatıyor. Açıkçası tam bir roman tadı alamadım. Kitap daha ziyade tarihi bilgilerle dolu. Kitap okunurken tarihi bilgilerin not alınması, anlaşılmayı kolaylaştıracaktır diye düşünüyorum. Çünkü 3 ve 4. bölümlere gelindiğinde ilk iki bölümle bağlantı tamamen kopuyor. Kitapta en çok Ömer Hayyam'ın insanı düşündüren ve yön veren sözlerini beğendim. Roman niyetine değil de, Selçuklu tarihinin bir dönemi ve yakın tarihteki İran devrimi ile ilgili bilgi edinmek amacıyla okunabilecek bir kitap...
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202374,9bin okunma
Amin Maalouf’un Semerkant romanını bitirdiğimde, elimde sadece bir kitap değil; içimde yankılanan onlarca soru kaldı. Ömer Hayyam’ın hayatı ve felsefesi üzerinden hem tarihsel hem de bireysel bir yolculuğa çıkmak, beni düşündüğümden çok daha fazla etkiledi. Maalouf’un dili şiir gibi akıyor; ama aynı zamanda insanın zihnini sürekli meşgul eden sorularla dolu. İnanç nedir, özgürlük gerçekten mümkün mü, yaşarken anlam aramak mı yoksa kabullenmek mi daha huzurludur?
Hayyam, romanda sadece bir şair ya da bilgin değil; aklın, sorgulamanın ve baş eğmemenin temsilcisi olarak karşımıza çıkıyor. Onunla birlikte, Hasan Sabbah ve Nizamülmülk gibi birbirinden çok farklı üç figürün yollarının kesiştiği sahneler, beni insan ilişkilerinin ne kadar karmaşık ve zamansız olduğunu düşünmeye itti. Her biri kendi ideali uğruna yaşarken aslında birbirlerinin kaderine dokunuyor. Bu yönüyle Semerkant, sadece bir tarihi kurgu değil; aynı zamanda dostluk, ihanet ve inanç üzerine yazılmış bir insanlık dramı.
Özellikle Rubaiyat’ın peşine düşen Batılı tarihçinin anlatısıyla geçmişten günümüze uzanan o bağ, bana şu hissi verdi: Ne kadar zaman geçerse geçsin, insanın hakikat arayışı bitmiyor. Bugün yaşadığımız sorgulamalar, aslında yüzyıllardır sürüyor. Maalouf bunu öyle ustaca anlatıyor ki, roman bittiğinde kendi yaşam yolculuğunu da sorgularken buluyorsun kendini. Bu kitabı sadece bir dönem romanı olarak değil, aynı zamanda bir “ayna” gibi okumak gerek. Ve sanırım o aynaya ne kadar cesaretle bakarsak, o kadar derin etkiliyor bizi.
Amin Maalouf ya da Emin Maluf (Arapça: أمين معلوف Emin Maʿluf), 25 Şubat 1949 Beyrut doğumlu, kitaplarını Fransızca yazan Lübnanlı yazar. 1976'dan beri Fransa'da yaşamaktadır. Yazar 1993 yılında Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülüne layık görülmüştür. Kitapları 40'tan fazla dile çevrilmiş, eserleri Fransa'da ve çevrildiği birçok dilde geniş okur kitlesine ulaşmıştır.
1949'da Beyrut, Lübnan'da doğdu. Annesi Türk kökenli Mısırlı, babası Melkite Katolik cemaatindendi. Ekonomi ve toplumbilim okuduktan sonra gazeteciliğe başladı. Lübnan'da iç savaşın çıktığı 1975'e kadar Lübnan'da gazetecilik yaptı. Bu tarihte Paris'e göç etti. Yazar halen Paris'te yaşamaktadır. Çeşitli yayın organlarında yöneticilik ve köşe yazarlığı yapmış olan Maalouf, bugün vaktinin çoğunu kitaplarını yazmaya ayırmaktadır.
Yapıtlarında çok iyi bildiği Asya ve Akdeniz çevresi kültürlerinin söylencelerini başarıyla işleyen Maalouf, 1983 yılında yayımlanan ilk kitabı Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri (Les Croisades vues par les Arabes) ile tanındı. Bu kitap, çevrildiği dillerde de büyük bir başarı kazandı. 1986'da yayımlanan ve aynı yıl Fransız - Arap Dostluk Ödülü'nü kazanan ikinci kitabı ve ilk romanı Afrikalı Leo (Léon l'Africain) bugün bir "klasik" olarak kabul edilmektedir.
Maalouf'un 1988'de yayımlanan ikinci romanı Semerkant (Samarcande) da coşkuyla karşılandı ve pek çok dile çevrildi. Maalouf'un sonraki kitapları da yine roman tarzındaydı: 1991'de yayımlanan Işık Bahçeleri (Les Jardins de Lumiére) ve 1992'de yayımlanan Beatrice'den Sonra Birinci Yüzyıl (Le premier siècle après Béatrice).
Maalouf, 1993'te yayımlanan romanı Tanios Kayası (Le Rocher de Tanios) ile Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü'nü kazandı. 1996'da Doğunun Limanları (Les Echelles du Levant) adlı romanı ve 1998'de ise Ölümcül Kimlikler (Les Identités Meurtrières) adlı deneme kitabı piyasaya çıktı. 2000'de Yüzüncü Ad - "Baldassare'nin Yolculuğu" (Le Périple de Baldassare) adlı romanı yayımlandı.
Ayrıca 2002'de opera için yazdığı ve Finlandiyalı müzisyen Kaija Saariaho'nun bestelediği Uzaktan Aşk (L'Amour de loin) Maalouf'un ilk librettosudur. 2004'te yayımlanan Yolların Başlangıcı (Origines) adlı ailesini anlatan bir çeşit hatırat kitabından sonra, 2006 yılında Adriana Mater adlı ikinci librettosunu yayınladı.
Kitaplarında genellikle doğuya ait öğeleri çok iyi işlemektedir. Doğuya ait gelenek ve görenekleri kitaplarında mutlaka tanıtır. Birçok kitabında Osmanlı-Türkiye üzerine yorumlara da rastlanmaktadır. Afrikalı Leo kitabında Osmanlı ve Yavuz Sultan Selim'in Kahire seferinde 8000 kişiyi öldürdüğünü iddia etmiştir. Kitaplarında doğu halklarının neden geri kalmış olduğu konusunda analizler ve tespitler yapmaktadır. Kitapları roman tarzında yazılmış da olsa sosyolojik temalar kitaplarında sürekli olarak işlenir.
Kurgusal eserleri
Afrikalı Leo (1986)
Semerkant (1988)
Işık Bahçeleri (1991)
Beatrice'den Sonra Birinci Yüzyıl (1992)
Tanios Kayası (1993)
Doğunun Limanları (1996)
Yüzüncü Ad (2000)
Doğu'dan Uzakta (2012)
Empedokles'in Dostları (2021)
Opera librettoları
Uzaktan Aşk (2002)
Adriana Mater (2006)
Kurgusal olmayan eserleri
Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri (1983)
Ölümcül Kimlikler (1998)
Çivisi Çıkmış Dünya (2009)
Uygarlıkların Batışı(2019)
Hatırat
Yolların Başlangıcı (2004)