poena, bir alıntı ekledi.
1 saat önce

bir tabut gibi çöker omuzlarıma
bir ölünün iççekmesi olur rüzgar
hüzünle düşünürüm uzaktaki bir evi
yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta
hasreti bir ben bilirim

Sevdadır Şiirler, Arkadaş Zekai ÖzgerSevdadır Şiirler, Arkadaş Zekai Özger

Düşünüyorum...
Neyi görsem, seni görüyorum.
Herkese selam, sana hasret.
Nazım Hikmet

Önümüzde bir yığın hasret
Yetmezse de umut et
Uzanıp dizine
Gözlerine bakacağım güne

Okuyacağız sayfalarını elbet
Avucunun içinden tutup
Bağıra bağıra şiirini
Etrafımı sarmalayan sevginin

Döneceğim etrafında senin
Saçlarına dolanana kadar
Kutuplarda buzullar eriyip
Güneş de yangın bitene kadar

orhan veli ne demiş :)))
Bilmezler yalnız yaşamayanlar,
Nasıl korku verir sessizlik insana;
İnsan nasıl konuşur kendisiyle;
Nasıl koşar aynalara,
Bir cana hasret,
Bilmezler.

Su Üstüne Yazı Yazmak ...Amerika'da doğan ,Amerika'da yaşayan Muhyiddin Şekur'un tasavvufla tanismasini ve bu tanisiklik sırasında Mursid'inden aldığı derslerle dönüşümünü ve manevi gelişimini konu alır .

Öncelikle ilk defa "tasavvuf" türünde bir kitapla tanışmış oldum.Şeyh-murid kavramları bana her ne kadar uzak kavramlar olsa da kitabın ruhundan ,Ramazan'ı da vesile kılarak istifade etmeye çalıştım.Sertlikten hoşlanmayan birisi olduğum için yazarın büyük büyük laflar etmeden ,ümidi soluklamasi ,şefkatle her şeye rağmen kucaklayici olması açısından ,kalbi yumuşaklık vermesi açısından değerli buldum bu eseri.Ancak bu kitabın da okunması için manevi bakımdan belli bir olgunluğa ulaşılması gerektiği kanaatini taşıyorum.Hedonist yaşam şeklinden birazcik olsun uzaklaşarak kalbimizin farkına vardigimiz,kalbilestigimiz şu günlerde, kitabın olay orgusunun de Ramazan'a denk gelmesi müthiş bir tevafuk oldu benim açımdan.Sufizm ile yazarın kendi marifet ufkuna göre kulluk derinliğine ,arayışına ,pismanliklarina şahit olacaksınız.Kitapta altını çizdiğim ,hayatta motto olabilecek o kadar yer oldu ki zaman zaman bu kaynağa basvurup yudumlamak istiyorum .


Nasıl ki yaşamın içinde her şeyin bir hikmeti ,kalbi hatirati var ise başımıza gelen musibetlerin ,gelişmelerin de enfusi dairemizde bir karşılığı vardır.Ancak dünyayı tamamen kalbimizde taht kurdurdugumuz için biz bunu yorumlamaktan veya bir hikmetinin olduğunu yormaktan çekiniriz .Bağlı olduklarimizla ayrılmak, bagliligimizin şiddeti nispetinde acı verdiği için gerçeklerle yüzleşmek de nefsimize ağır gelebiliyor.Oysaki gözümüzü perdeleyen dünyayı terk etmeyi basarabilirsek,"dünyalı " olmaktan bir nebze vazgecebilirsek şayet "Mahlukatin soluklari sayisinca Allah'a giden yollar var!" dusturunca her durakta nefes alıp kalbimize dönüş yapabilir ,bakışlarımızı O'na odaklayabiliriz .


Kitaptaki beni çok etkileyen hazinedar Ayaz'in satılacak bir köle durumundayken hazinedarliga yukselisinin kalbinde makes bulmamasi için eskiden sahip olduğu fakirlik kıyafetini giyerek aynaya bakıp öz kimliğini kendisine hatırlatması ,bir hiç olduğunu ,acziyetini kabul etmesi; hayatı kral gibi yaşayıp kendi iktidarimizi sürdürmeye çalışan bizlere kendi Sultan'imizin huzurunda nasıl durmamiz gerektigiyle ,kalbimizin hazinedarina karşı nasıl bir duruş sergilememizle alakalı kulaklara küpe olması gereken ders niteligindeydi.

En çok aslında kendimizi ihmal ediyoruz.Kendimizden vazgeciyoruz.Kulluktan yana yorgunluk yaşıyoruz.Muslumanliga çok avamca yaklaşıp ,kendi kalbimizde siglastiriyoruz.Ibadetlerimizde bile bıkkınlık var maalesef. Kırılacak cam parçalarına elmas fiyatı vererek "ebed" için yaratilisimizi çok ucuza satıyoruz.Ibadetler şeker şerbet yudumlar gibi zevk vermiyor bizlere.Neden duymuyoruz ?Neden heyecan yok ?Oysaki gülücükler saçan,gözümüzü boyayan makyajlı dünya kime ait olmuş ki ? Gerçekten kalbimizin ve ruhumuzun bakıma ihtiyacı var.Seklimizi semalimizi varlık aynasında seyretmeye ,yaralarimizin,kiriklarimizin Kudret eliyle nasıl sarıldığını gozlemlemeye ihtiyacımız var.Hayatımızda rahmetin tecellerinin izini sürüp kitaptaki gibi teslimiyet zor da olsa Sanatkarimizin bize bicmis olduğu değeri biçmek için kendi sigligimizdan kurtulmamiz gerekiyor.Her şeyden ziyade kalbimize karşı saygılı olmak mecburiyetindeyiz.


Hallaci Mansur'un "Aramızda tek bir perde var Ya Rabbi .O da benim.N'olur benden ben'imi al" dediği gibi içimizde köpürüp duran ,bitmek bilmeyen arzu kuyularimizda bogulmamak için "terk" şart .Neyi terk peki ? Rabbimizle muhabbetimize mani olan her ne ise ...Makam mi,evlat mı,para mı,villa mi ? Herkes bagimliliklarini ve zaafını çok iyi bilir emin olun.Neleri gözümüz kapalı ağrısız sancisiz bir şekilde,gölgesine kanıp aslına,faniligine aldanıp ebedi bir dünyaya nimet icre nimetleri oburca sadece burada tuketip feda ettik ?!!!

Oysaki sürekli suçu isnat ettiğimiz,hatalarımızı yukledigimiz içimizde ayrı bir varlık varmis gibi düşündüğümüz nefsimiz ,nefes anlamına gelen nefsimiz, yerine göre sinirlarimizi astigimizda "el freni" misali hayra teşvik edip kötülükten de alikoyarak nurani bir helozonla hayat ufleyebiliyordu bizlere !!!

Yine yazar en güzel saflastiricinin "ateş" olduğuna dikkatleri çekip ,iç derinligimizde yaşayacağımız varoluş sancimizin ,izdirabimizin kim bilir pismanliklarimizin bizi Vadedilen Yer'e goturebileceginin söylüyor.Hz.Meryem validemizi bir hurma ağacına yaslanmaya sevk eden doğum sancısı,Hazreti Yakub’un gözlerine perde indiren hasret,Hz.Eyyub'a(as)“Ya Rabbi, zarar bana dokundu, Sen Erhamü’r Rahimim’sin.” dedirten hastalık ne ise bizlere de derinlik
kazandıracak,yakinlastiracak hüzün ağrısı da odur .Yeter ki bizler de Hz.Musa(as)'daki gibi "Ateş elde etmek için gitti öyle bir ateş gördü ki ateşten vazgeçti " teslimiyetinin zerresi bile olsa eşyanın bağrında saklı hikmetlerin hadiseler calkalandikca açığa çıktığına canı gönülden tereddüt etmeden inanalım.O zaman sancilarimiz bizde bir manevi doğuma,amudi yükselişe dönüşebilir belki.Rabbimiz sabrettiklerimize mukabil bize burada tattirdigi leziz nimetleri ilahi ikram olarak ahirette de tattirir İnş.


Ve işte o zaman tüm kırık ve yıkık yüreğimizle saraylara bile degisemeyecegimiz hüzün kulubemizle bizi birakmayan ,hatirimizi gören Rabbimiz bizlere ne harikuladelikler sunacaktir.Hatta bir adım daha yukarı çıkıp tüm bu harikuladeliklere “Değildir bu bana lâyık, bu bende; bana bu lütf ile ihsan nedendir! sırrıyla "Ben istenmesi gerekli olan şeylerin en büyüğünü istemiştim. Ben Seni istemiştim. Sen benim ol, başka hiçbir şeyim olmasa da olur. Çünkü ancak Seni bulursam her şeyi bulmuş, Seni kaybedersem işte o zaman her şeyi kaybetmiş olurum kulluk suuruyla dopdolu yasayabilsek.Ahh ...Uyuklamaya ve uyusukluga sürekli meyyal nefsim, ahh nefsimi yanlis yonlerde kullanan gayretsiz heyecansiz iradem !!! Rabbim emanetini kabzetmek zamanına kadar bizleri emanetinde emin eylesin.Aklı midesine,kalbi nefsine,ruhu cesedine hakim olan kullarından eylesin .

Bu kitapla tanismama vesile olan ,sayelerinde ilk defa tasavvuf konusunda az çok bilgi sahibi olabildiğim Eylül Türk Hanım ve Derya (Bahir) DENİZ'ya çok teşekkür ederim.


Keyifli okumalar ...

Sevda, bir alıntı ekledi.
7 saat önce

TELEFONDA SEN
Bundan daha güzel müjde mi olur? 
Merhaba diyorsun telefonda sen,
Sen ki konuşursun derdim mi kalır? 
Nasılsın diyorsun telefonda sen...

Bu gece misketi çaldırmaz mıyım,
Başkenti ayağa kaldırmaz mıyım,
Sesini duyup da çıldırmaz mıyım! 
Delisin, diyorsun telefonda sen...

Sağlığını düşün herşeyden önce,
Kendine iyi bak içme her gece
Seni Seviyorum, hem de delice! 
Bilesin, diyorsun telefonda sen...

Mutluluk ne kadar kolaymış meğer,
Sevginin kadrini bilseydik eğer,
Kim ne derse desin, çekmeye değer,
Çilesin, diyorsun telefonda sen...

Çoktan terk ederdim, bu şehri, çoktan,
Arar diye caydım her yolculuktan,
Dostlar ne âlemde, çoluk çocuktan
Ne haber, diyorsun telefonda sen...

Sabrımı yenmese hasret nöbetim,
Arayıp sormaya yoktu niyetim.
O anda hapşırdın, çok yaşa dedim,
Beraber, diyorsun telefonda sen...

Albümde görünce aklıma esti,
Berbere uğradım dün akşam üstü,
Resmime bakarak saçımı kesti
Severdin, diyorsun telefonda sen...

Sevgi bu, insanı böyle inceltir,
Aklın ermediği yere yöneltir.
Sen de şiirlerinde böyle yüceltir,
Överdin, diyorsun telefonda sen...

Biraz da fedakâr olsaydın keşke,
Ne verdin destanlar yazdığın aşka? 
Ömründen üç gece, hepsi bu, başka? 
Ne verdin, diyorsun telefonda sen...

Hem içme diyorsun, içme de çıldır! 
Hem de kalk şu anda bir kadeh doldur,
Hadi sağlığına şerefe kaldır,
Çınçınlat, diyorsun telefonda sen...

Bu yıl kurak geçti, bahar da yaz da,
Erik de olmadı, dut da, kiraz da,
Neler söylüyorum, lütfen biraz da,
Sen anlat, diyorsun telefonda sen...

Ne söylersen söyle, sen ne dersen de! 
Anlat düşmanımı düşte görsen de! 
Bir sigara yaksam, izin versen de; 
Devam et, diyorsun telefonda sen...

Seni dinlemekten güzel şey mi var? 
Çölde şırıl şırıl akan su kadar,
Yeter konuştuğum, benden bu kadar,
Merhamet, diyorsun telefonda sen...

Gelirsem görünme, kendini gizle,
Seni yağmalarım, yerim bu hızla! 
Yerin kulağı var, açılma fazla,
Orda kal, diyorsun telefonda sen..

Canım ne istiyor şu anda bilsen? 
Ah mümkün olsa da bulup da gelsen,
Kendi ellerinde incecik dilsen,
Portakal, diyorsun telefonda sen...

Afedersin bazen sapıtıyorum,
Böyle saçma sapan lâflar ediyorum,
Kapı çalınıyor, kapatıyorum,
Hoşçakal, diyorsun telefonda sen...

Ya Evde Yoksan, Cemal SafiYa Evde Yoksan, Cemal Safi
Melek yeter, Hüyükteki Nar Ağacı'ı inceledi.
11 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Onlarca acı , onlarca kıyım, onlarca savaş yaşandı , dağı taşı ağıt yakan bir memleket burası; her köşesi binbir hikaye taşır , yağmur sonrası ıslanmış toprağı bilir misiniz? Güneş doğunca kurumaya yüz tutar da çatlaklar oluşur toprakta , işte o toprağa dokunmak gibi bu memlekete dokunmak ...henüz kurumamış gözyaşları ıslatıyor insanin elini ; insanın o gözyaşlarına dokunası geliyor , insanın kendi elini öpesi geliyor
Bunca zulüm bunca acı , bunca hasret..insanı bu coğrafyada doğduğuna pişman edecek ne çok şey var.. ama elimizde değil ki seviyoruz.. bu toprağa dokunmak acılarından yeniden doğmak istiyoruz .. çünkü herşey bir yana bu topraklarda insanlık var, yaşanmışlık var, sevgi var, İnsanı bu coğrafyada doğduğuna sevindirecek ne çok şey var!
Bu topraklarda doğduğuma sevinecek o kadar şey var fakat ben şimdi Yaşar Kemalle aynı coğrafyada doğduğuma seviniyorum , onu yazdığı dilde okumanın , anlamanın verdiği sevinci iliklerime kadar hissediyorum..

Hüyükteki nar ağacı..Mehmet , Hösük, Aşık Ali, Çocuk Mehmet ve Yusuf' un hikayesidir. Traktörler icat olunca makineli tarıma geçme olayını sevinçle karşılarız coğrafya derslerinde, modern araçlar demek modern tarım demek bu da modern ülke demek , bunun yanında bu moderenleşmenin insan hayatına nasıl geçtiği umurumuzda olmaz , çünkü biz o zamanlari yaşamadık. İki kuruş da olsa iş olsun yapacak iş olsun da isterse ölelim ' kadar büyük bir çaresizlikten bahsediyorum . İs vardır umuduyla köy köy dolaşan hayali evine çocuklarına yüzü ak dönmek olan insanlardan..
Yusuf , Mehmet, Hösük, Aşık Ali ve Çocuk Mehmet.. Yazar sanki hepsinin yüreğini yüreğinize koyuyor, onlarla yürüyor onlarla düşünüyor onlarla aç kalıyorsunuz.

Umutsuzluk umudun bir sonucudur' diyor Yilmaz Güney ' Umut ' filmi için . Kitabi okurken bu filmi yeniden yaşadım.. Orada da bir ağaç vardı ve yakınında define .. Ordaki insan da biliyordu ya içten içe olmadığını yine de umut işte, yaşayacak bir neden arıyor insan. Bu kitapta da hiç görülmemiş bir ağaca bel bağlıyor insanlar, Yusuf u iyi edecek kendilerine iş verecek bir ağaç.. ' öyle bir ağaç yok' diyorlar , bir kere inandı bizimkiler , vazgeçmiyorlar
.." O ağaç olmasa nasil iyileşir Yusuf, nasil iş buluruz, karımızın çocuklarımızın yüzüne nasıl bakarız, tabi ki var öyle bir nar ağacı , olmazsa ne yaparız "

Sonunda gidilir oraya , o höyüğe. Ağaç yok kurumuş bir kök var yalnizca, bu bile yetiyor, umudunu bunca sıcağa , açlığa ,susuzluğa yokluğa , hakarete yitirmemiş güzel yürekli insanlara. Bir kuru kök bile yetiyor insanları birbirine sıkı sıkıya bağlamaya

Ruhumdasın
Yine bir gece vakti
Gece gibi gözlerin aklımda
Hiç bitmiyor sevda yangınım
Mıh gibi çakılmışsın ruhuma
Canımdasın

İstanbul sokakları seninle güzel
Her yer seninle anlamlı
Ey sevgili
Sen olmazsan çekilmez dünyanın varlığı
Aşkımdasın

Mutluluk benden çok uzakta belki
Bir limanda mesela
Kuytu köşe bir civarda
Belki de yüreğinin ta içinde
Ruhumdasın

Öyle bakma bana
Bakışın hançer gibi saplanır ruhuma
Yüreğim mi hiç sorma
Hasret şarkıları yazdırır aşkıma
Hep yanımdasın

Fulya Uludağ