Bazen bu hayranlıklar o dereceyi bulurdu ki, Mümtaz, saadetini kendi gibi faniye çok bulur, delice ihtimallerden korkardı. Mümtaz’ın muhayyilesi, mesela büyük deniz ejderlerinin çektiği arabasında, etrafa köpük saçarak gelen bir deniz tanrısının, Nuran’ı elinden alıp bütün etraftaki parıltıların, onların arasından kıvranan, renkli bir akide şekeri hazırlanır gibi eriyen, balık sırtı gibi pul pul, her renkten, her perdeden kadife ve yosun kadar yumuşak gölgelerin toplandığı, en son haberini Andersen’in masallarından aldığımız o denizaltı saraylarından birine götürebileceğine pekâlâ inanabilirdi.
Ey, ölümün şehveti. Ey, karanlık soyun çocukları. Gümüş gümüş parlar kanın kötü çiçekleri şakaklarında, soğuk Ay kırık gözlerinde. Ey, leyliler, ey lanetliler.
Derindir uyku koyu zehirlerde, doludur yıldızlarla ve annenin beyaz yüzüyle, taş yüzüyle. Acıdır suçluların aşı ölüm; soyağacının kahverengi dallarında sırıtarak ufalandı toprak yüzler.