Bunun palavra olduğunu öne sürmek, kimi insanların 'tam insan'lar, kimilerinin 'yarım insan'lar olduğuna dair habis/hastalıklı bir düşünceden kaynaklanır çoğunlukla. Ebeveyninin ilgilenmeyeceği çocuğun da günlük ekmeği vardır, sağlanır. Kimi bakar, insanı göremez yalnız pay kavgası görür ve şikayet eder, kimi bakar, insanı görür ve yalnız insanın değil, nebatın ve hayvanın da bu dünyadan rızkıyla çıktığını (dünyaya gelinmez, elmanın ağaçtan bitmesi gibi dünyadan bitilir) idrak eder.
Mesela bunun palavra değil, hakikat olduğunu düşünen kişi, kendi çocuğu olmamasına, kanından olmamasına rağmen bir yetimin, düşkünün ve hatta çalışmak istemeyen bir tembelin (kimilerine göre asalağın) günlük ekmeğini kendi kesesinden sağlayabilir. Böylelikle, kendi eylemiyle, kendi hakikatini yaşama geçirir, tahakkuk ettirir.
Mesela bunun palavra olduğunu düşünen kişi, rızık kaygısıyla ve o kaygının alevlendirdiği açgözlülükle ya da korkuyla bir başkasının günlük ekmeğini tırtıklayabilir, çalabilir hatta bunun da ötesinde o kişinin -yapıp yapıp sokağa salıyorlar örneğindeki sokağa salınan kişi- yaşamaması gerektiğini, dünyada fazlalık olduğunu düşünebilir ve neticede bu
düşüncesinin yönelteceği tarzda eylemlerde bulunur. Böylelikle, kendi eylemiyle, kendi hakikatini yaşama geçirir, tahakkuk ettirir.
Dolayısıyla 'rızık'ın, tanrısal elin gökleri yararak, avucunda tuttuklarını insanın önüne bırakması anlamına gelmediği açıktır. İnsanın günlük ekmeğinde kendisiyle birlikte varlığın bütününün emeği vardır, bu yüzden bu dünyadan çıkanın günlük ekmeği hazırdır. Paylaşabilmek başka.