Zaman.
Geçmiş geçmiştir. Olan olmuştur. Ne korkunç ifadeler!
Geçmiş geçmiştir. Evet, zamanın kaçaklığı içinde yaşayanlar için, hareket eden bir nesnenin vektörünü, yerkürenin yörüngesi-ni izlediği gibi, zamanın yarışını takip edenler için böyledir: Her yeni konuma ulaştıklarında, eski konumlarını kaybederler.
Geçmişi toplayarak yaşamak gerekir, zamanın izini saklayarak, biriktirilen geçmişin üzerinden şimdiki zamanı toplayarak, basit bir işlem gibi değil, gerçek bir ilerleme gibi.
Peki, nasıl? Hak edilenleri sonsuza kadar biriktirmek; bugün dünden daha iyi, kesin olarak daha iyi olduğumuzu ve bugün dünden daha çok, daha varlık, daha tanrısal olduğumuzu bilmek.
İyilik yapmak iyi olmakla aynı şey değil. İyilik yapmak yetmez, iyi olmak gerekir. Bugün, gelir kaleminde dünden daha çok iyilik olması yetmez, bugün dün olduğundan daha iyi olman gerekir.
Yaşamak gerekiyor deniyor ve bu en kötü anlamda söyleniyor. Evet, yaşamak gerek ama ölmek de gerek. Özellikle de yaşayarak ölebilmek için ölerek yaşamak gerek.
Yaptıklarıma layık olan cezayı çekiyorum.
Hiçliğe, her şeyin ideal yıkımına, her şeyin saf bir olaya indirgenmesine doğru meylettim. Hiçliğimi evrenin merkezi yapmak istedim: Hak ettiğim şey, her gerçek varlığın hiçliği, ebedi ölüm.
Bir an gelir ki, kafamız sürekli ölüm imgesiyle ya da zihnimiz bunun kavramıyla meşgul olmadığı halde, hatta kafamızdaki ölüm resmi, en derin hayallerimizde bile yer tutmazken, evet, bir an gelir ki ölümün anısı içimizde pıhtılaşır ve artık hep yanımızdadır, bilinçsizce olmasına karşın, hayatla ilgili işlerimize dirilik katar. İşte, o zaman dolu dolu ve hakiki anlamıyla hayatın bilincinde olduğumuzu söyleyebiliriz, çünkü yaşamak sürekli olarak ölerek geri çekilmektir.
Bütün geçmişin nedir ki? Belleğinin dışında bir yerde var mıdır? Belleğin iflas edecek olsa bu geçmişe ne olur?
Ölümün anısından söz etmek uygun olur mu? Ölümü hatırladığımız zaman ölümden uyanırız.
Ölerek yaşıyoruz. Her an ölüyor ve yeniden doğuyoruz. Ele gelmeyen şimdiki zaman, geçmişin ölümüyle geleceğin doğumu arasında akıyor. Bu doğumda bizimki gibi, bir ölüm tehlikesidir.
Cehennem
Hiçliğin uyandırdığı bu dehşet bir uyarı olmasın? Kendi hiçliğiyle yalnız başına geçecek, yalnızlık dolu bir ebediyet hiçlikten daha korkunç olmaz mıydı? Madem ki yalnızca düşündün ve yalnızca kendini aradın ve kendini evrenin merkezi yerine koydun, sonsuza kadar kendinle olacaksın, sadece kendinle, kendi iç dünyanla... Dışarıdaki dünya senin duyularından silinecek; böylece, çok yakında kendi hiçliğinle dolu olacaksın ve sana sonsuza kadar eşlik etmek için de yanında kendi hiçliğin olacak.