"Siz iktidar uğruna başkalarının hayatlarını feda ettiniz. Bu sizi sadece bir diktatör değil, aynı zamanda bir canavar yapar. Sizin elinizde kan var, general. Binlerce masumun kanı!"
Ne yazık ki ne kadar taleplerimizi bilsek de, kadın olmanın ağrısını her an yaşayabiliyoruz. Sokakta bir erkek size dokunsa bu sizin duygu dünyanızı darmadağın edebiliyor. Ama siz bir erkeğe dokunsanız onun hoşuna gidecek. Zaten dokunmazsınız. Böyle bir şey aklınıza gelmez. Onların aklına çok rahat geliyor. Kendilerine bunu hak olarak falan görüyorlar. Çocuk yetişkin yaşlı onlar için fark etmiyor. Kadınlığınız sizin karşınızda bir tehdit aracı olarak duruyor. Her fırsatta ona dokunarak sizi yaralayabiliyorlar.
"Bunu anlatmak o kadar zor ki. Karşımda oturup not almanıza benzemez. O kadar kolay değil. Ben size anlattığım kadar da kolay yaşamadım bu duyguyu. İçinizde bir şeyler yıkılıyor. Hani insanı ayakta tutan o şeyler. Yaşama sevinci gibi. Sanki temeliniz çöküyor ve siz altında kalıyorsunuz. Depremde yıkılan bir bina gibi darmadağın oluyorsunuz. Bu çöküntünün altından kalkmak o kadar zor ki. İçiniz çığlık çığlığa bağırırken susmak da çok zordur. Ama susuyorsunuz. Çocuklarınızı, eşini, dostunu düşünüp susuyorsunuz. İşini, iş arkadaşlarını düşünüp susuyorsunuz. Komşularınızı düşünüp susuyorsunuz. "Bana nasıl bakarlar hakkımda ne düşünürler" diye bir kaygıya kapılıyorsun:
Öte yandan, anlatan insanlara ne kadar sahip çıkılıyor? Hayatları bitiyor. Aşağılanıyor, dışlanıyor. Sanki senin suçunmuş gibi kötü gözle bakılıyor. Diyelim ki şikâyetçi oldunuz ne kazanıyorsunuz? Ya aklanıyor tecavüzcü, ya da çok hafif bir cezayla kurtuluyor.
Yine mağdur siz oluyorsunuz. 'Tecavüze uğrayanı hem kendisi, hem çevresi, hem adalet sistemi ölene kadar mağdur ediyor.
O hiç iyileşemiyor. O hiç iyileşemiyor.