Kişi içsel buyruklarına uygun yaşadığı sürece, yaşamsal becerilerini oldukça iyi kullanabilir. Ancak birbiriyle çelişen iki gerekilik arasında sıkışırsa, ikisinden de vazgeçebilir.
Düşüncemiz -ya da duygularımız- isteklerimizce değil ihtiyaçlarımızca belirlenmektedir. Ve hayal gücümüze nevrozda sahip olduğu inatçılığı ve gücü kazandıran, onu verimli kılan ama aynı zamanda bu verimliliği kısırlaştıran, bu ihtiyaçların etkisidir.
Her zaman haklı olma ihtiyacı duyan kişiler asla eleştirilmeme, şüphelenilmeme ya da sorgulanmama hakkına sahip olduklarına inanırlar. İktidarla dopdolu olanlar körü körüne itaat görmeye hakları olduğuna inanırlar. Yaşamı öteki insanların ustalıkla yönlendirilmesi gereken bir oyun haline getirmiş kişiler, herkesi aldatmaya hakları olduğuna inanırlar. Öte yandan kimsenin onları aldatmaya hakkı yoktur.
İnsanın kendisine karşı dürüst olmadıkça; etkin ve üretken olmadıkça; öteki insanlarla dayanışma ruhu içinde bir bağ kurmadıkça insan olma potansiyelini tümüyle geliştiremeyeceği açıktır. ”Benliğine olan kör tapınısıyla” sarhoş olursa ve tutarlı bir biçimde bütün eksikliklerini ötekilerin kusurlarına bağlarsa gelişemeyeceği açıktır. Gerçek anlamda gelişebilmesinin tek yolu kendi sorumluluğunu üstlenmesidir.