İnsan, ümitsizliğe düşmemeli, yersiz ümitlere de kapılmamalı. Ne kendini garantide hissedip gaflete düşmeli, ne korkuya gömülüp acılar içinde kalmalı. İmtihanın denge ayarları, korku ve ümidin böyle bir dengede olmasını gerektirir.
İnsanın bir kişiye nefret duymaya başladığı zaman ona nimetlerin erişmesinden hoşnutsuzluk duyması, aslında Allah'ın rahmetine itirazdır. Bu yanlış gidişat bir süre sonra "Allah bu nimetleri ona niye verdikçe veriyor?" diye isyana kadar gider. Bilmez ki başkasına inen rahmetlere itirazlarda bulunan biri, öncelikle kendisine ulaşacak rahmetlerin önünü kesmiş olur.
Gözünü kapayan biri, gündüzü yalnız kendisi için gece yapar. " Ne de olsa burası karanlık, o hâlde herkese göre karanlıktır." diye düşünüp kendisini teselli etse de bu, boş bir avuntudur.