"Eğer çekilen acı, altından kalkılamayacak kadar ağır değilse okumak acının açtığı yaraları da iyileştiriyor. Tatsız düşüncelerden kurtulmak için tek yapmam gereken kitaplara başvurmak."
Toplumsal yaşam, başkalarının bizimle ilgili algıları ile bizim kendi gerçekliğimiz arasındaki uyuşmazlıklarla örülü. Temkinli olmaya çalıştığımız zaman aptallıkla suçlanıyoruz. Utangaçlığımız kendini beğenmişlik, başkalarını memnun etme isteğimiz dalkavukluk olarak algılanıyor, Bu yanlış anlamalara son vermek istiyoruz ama birden boğazımız kuruyor, ağzımızdan çıkan sözlerden hiçbiri asıl söylemek istediklerimiz olmuyor. En büyük düşmanlarımız bizim üstümüzdeki mevkilere atanıyor, bizi çekiştirmeye devam ediyorlar. Aslında, masum bir düşünüre yönelen bu haksız nefrette, bize adil davranmayı beceremeyen ya da bunu istemeyen insanlar yüzünden yaşadığımız acıların yankılarını duyuyoruz.
Filozofun konuşması duygusal bir sonla noktalanıyordu:
Eğer beni ölüme mahkum ederseniz, yerimi alacak birini kolay kolay bulamazsınız. Komik bir benzetme yapmak gerekirse, kentimiz iyi yetiştirilmiş, heybetli bir at, ben de bir atsineğiyim; Tanrı beni bu atın üstüne yerleştirdi, ona bağlıyım, çünkü heybetinden ötürü tembelliğe meyleden bu at bir atsineğinin varlığıyla hareketlenebilir.., eğer benim sözlerime kulak verirseniz, hayatımı bağışlarsınız. Ne yazık ki bundan çok umutlu değilim. Belki biraz sonra uykunuzdan uyanıp Anitus'u dinleyecek ve beni tek bir darbeyle alaşağı edeceksiniz, sonra da uyuklamaya devam edeceksiniz.