Arifler, "Edebin, ekmekteki un, ibadetinse ekmekteki tuz gibi olsun" demişler. İbadeti yerine getirmekle yetinmek değil, ibadeti, ondan daha yoğun ve çok olan bir edebin içinde eritmek anlamına gelir bu.
"Biz ona şah damarından daha yakınız" ilahi ihbarındaki "biz"in kim olduğu belli. Sorun, ayetteki "o"yu üzerimize alıp almayacağımızla ilgili. Onun o denli yakın olduğu kişi kim? Peki, bu mesafesizlik içinde biz bu yakınlığın farkında mıyız? Mesele budur.
Her şeyden bahsetmişiz ama bu arada söz bir itibarla şahsi duygularımıza gelince, konunun kaderle bağlantılı ek yerlerini sezerek, hemen bir çalımla geçiştirmişiz.