Hatice Tunç

Hatice Tunç
@haticetunc
Edebiyat burada bize yardım edemez.
insan utanabileceği her şeyden sorumlu hissediyor kendini ve sevdiğinin önünde herkesten utanabiliyor (onu sevmeye başladığı andan itibaren), onun yanında herkese ihanet edebilmemiz bu yüzdendir, özellikle kendi geçmişimize, lanetlediğimiz ve reddettiğimiz geçmişe (o, geçmişe dahil değildir; bizi koruyan; bizi daha iyi yapan; bizi yüceltendir, en azından onu severken böyle olduğuna inanırız).
Sayfa 128·Kitabı okudu
Reklam
"Kendilerinden sıkılan erkekler ve kendilerini sadece bir başkasıyla, bir kadınla olan ilişkileri üzerinden düşünebilen erkekler. Bu erkekler kendilerine sorun yaratan kadınlardan hoşlanırlar, bu sorunlar günleri atlatmalarına yardımcı olur, onları oyalar, var olmak için bir neden sunar onlara, tıpkı bunu kendine yapan kadınlar gibi."
Sayfa 128·Kitabı okudu
Daha çok birinin yanında olmak yüksek sesle düşünmek için ideal bir fırsat sunduğu içindir, bu her şeyi bir defa yerine iki defa düşünmek demektir, bir düşünürken bir de söylerken; evlilik anlattıran bir kurumdur. Belki ele bu kadar zamanı beraber geçirdikleri için (modern evliliklerde geçen süre ne kadar az da olsa yine de epey zamandır bu) iki eş de (özellikle erkek, sessiz kaldığı zaman kendini suçlu hisseder) düşündükleri, akıllarına gelen ve başlarından geçen her şeyi diğerini hoş tutmak için kullanmak zorundadır ve böylece birisinin düşündüklerinin ve yaptıklarının bir başkasına aktarılma ya ela daha doğrusu evlilik diline çevrilme fırsatı bulamadan kalması engellenir. Aynı zamanda bize güvenip yaptıklarını ve düşündüklerini bizimle paylaşan diğer insanların yaptıkları da karşılıklı aktarılmış olur ve buradan da herkesin çok iyi bildiği "Yatakta her şey anlatılır" diyen o ünlü cümle çıkar, yataklarını paylaşanlar arasında sır olmaz, yatak günah çıkarma odasıdır. Aşk yüzünden ya da özü bu olduğu için -anlatmak, bilgi vermek, haber vermek, yorumlamak, fikir bildirmek, eğlenmek, dinlemek, gülmek ve boş yere planlar yapmak olduğu için- diğerlerine ihanet edilir, arkadaşlara, babalara, kardeşlere, kan bağımız olanlara, kan bağımız olmayanlara, eski aşklarımıza, inandıklarımıza, eski sevgililerimize, kendi geçmişimize, çocukluğumuza, artık konuşmayı bıraktığımız kendi dilimize, bu yüzden de kendi vatanımıza ve her insanda mutlaka saklı olan, belki de geçmişte kalan her şeye. Aşık olunan kişinin hoşuna gitmek için var olan diğer tüm şeylere kara çalınır, çekip gidebilecek olan tek bir kişiyi memnun etmek ve inandırmak için her şey reddedilir ve her şeye lanet yağdırılır, yastıkla sınırlanan bölge onun koynunda olmayan her şeyi dışarıda bırakacak güçtedir, doğası gereği
Sayfa 122·Kitabı okudu
Evliliklerde ve hatta çiftlerde gerçek birlikteliği kelimeler getirir; söylenen kelimelerden çok -isteyerek söylenenlerden- söylemeden durulamayan kelimeler -isteğimiz dışında söylenen kelimeler-. Aynı yastığı paylaşan iki insan arasında sır olmamasının sebebi böyle bir karar alınması değildir -yani susuluyorsa neyin sır olacağına, neyin olmayacağına karar verilmesi değildir- daha çok sanki eşlerin asli etkinliği buymuş gibi, anlatmayı, hikaye etmeyi, yorumlamayı ve özetlemeyi bırakmak mümkün olmadığındandır, en azından henüz konuşmaya üşenmeyen yeni evlilerin arasında durum budur. Sadece kafamızı yastığa koyduğumuzda geçmiş hatta çocukluk hatırlandığından, akla ve dile en uzak, en belirsiz şeyler geldiğinden ve hepsi anlam kazanıp yüksek sesle hatırlanmaya değer şeyler gibi göründüğünden değildir bu, ya da sanki başını bizimle aynı yastığa koyan insanın bizi başından beri -özellikle başından beri, yani çocukluktan beri- görebilmesine ihtiyaç duyuyormuşuz ve anlattıklarımız aracılığıyla tanışmadığımız tüm bu yıllara, şimdi ikimizin de hep birbirimizi beklediğimize inandığımız o yıllara, o da katılacakmış gibi tüm hayatımızı bu insana anlatmaya çok hevesli olduğumuzdan da değildir. Basitçe hayatları karşılaştırma, paralellikler ya da ortak noktalar bulma isteği, farklı zamanlarda diğerinin nerede olduğunu bilme ve diğeriyle hiçbir zaman kanıtlanamayan daha önceden tanışma olasılıkları üzerine hayaller kurma isteği de değildir, sevgililere hep geç tanışmışlar gibi gelir; sanki birbirlerine duydukları arzu hiçbir zaman yeterince uzun sürmemiş gibi, geçmiş de hesaba katılınca (şimdiye güvenilmez) yeterince uzun değilmiş gibi gelir ya da belki de ikisi de bu dünyadayken, hayatlarının en çalkantılı olaylarını birbirlerine sırtları dönük, birbirlerini tanımadan, hatta belki
kendi kendini düşüncede öldürmek ya da düşüncede öldürülmek gerçekten ölmeye ya da öldürülmeye yeğdir, sonuç da yoktur ipucu da, hatta uzaktan sizi yakalamaya çalışan kol hareketi de, hepsi bir uzaklık ve zaman sorunudur; eğer bıçaktan biraz uzak durulursa bıçak göğüs yerine havaya vurur darbesini, esmer ya da beyaz etin içine girmez, sadece boşluğa iner; hiçbir şey olmaz ve bıçağın o inişi sayılmaz, kaydedilmez ve bilinmez, niyetler cezalandırılmaz; başarısız girişimler çoğu zaman sahipleri tarafından da inkar edilecek kadar sessizdirler, çünkü onlardan sonra her şey eskisi gibi devam eder; hava aynıdır, ne deri açılır ne et değişir, hiçbir şey parçalanmaz; altında kimsenin yüzü olmayan yastığı bastırmak zararsızdır, sonra her şey eskisinin aynısıdır; çünkü olayların biriktirilmesi, adresi olmayan darbe ve olmayan bir ağzı boğma ne olayları geliştirmek ne de onlar arasındaki ilişkileri çeşitlendirmek için yeterli değillerdir; tekrar, üsteleme yahut başarısız girişim ya da tehdit de öyle, bunlar da durumu daha kötü yapar ama hiçbir şeyi değiştirmez, gerçeklik böyle oluşmaz; bunlar da tıpkı Miriam'ın yakalama hareketleri ve sözleri ("Benimsin" "Sana geldim" "Benimle cehenneme") gibidir, sonrasında yan odadan gelen öpüşleri ve "ya o ya ben, bir ölün olacak" dediği adı Guillermo olan o solak adamın kollarında mırıldanan şarkıları engellemezler.
Sayfa 117·Kitabı okudu
Reklam