Hatice Tunç

Hatice Tunç
@haticetunc
Edebiyat burada bize yardım edemez.
En silinemez şeylerin bile bir ömrü vardır, tıpkı hiç iz bırakmayanlar ya da hiç gerçekleşmeyenler gibi ve eğer hazırlıklı olup bunları not etsek, kaydetsek ya da filme çeksek ve bunları bize hatırlatan kanıtlar toplasak ve hatta olan şeylerin yerine basit bir not, bir kayıt ya da bir film koymayı denesek ve böylece başından beri gerçekte olan her şey bizim not aldığımız ya da kaydettiğimiz ya da filme aldığımız şey olsa bile, sadece bu biçimiyle, bu sonsuz mükemmellikteki tekrarla bile içinde hala gerçekten bir şeyler olmakta olan başka bir zamanı kaybetmiş olacağız (yine not edilen bir zaman olsa bile) ve biz onu yeniden yaşamayı ya da yeniden kurmayı ya da geri döndürmeyi ve geçmişte kalmasını engellemeyi denerken bir başka zaman akıp gitmekte olacak ve bu başka zamanda biz şüphesiz beraber olmayacağız, telefonları açmayacağız, hiçbir şeye cesaret etmeyeceğiz, hiçbir suçu ve ölümü engelleyemeyeceğiz (suçu biz işlemesek, ölüme biz neden olmasak bile), çünkü olanların bitmemesi ve zamanın geri dönmesi için didindiğimiz hastalıklı çabamızda o zamanı, sanki bizim değilmiş gibi, yanımızdan akıp geçmesi için bırakacağız. Öyleyse gördüklerimiz ve işittiklerimiz, görmediklerimiz ve işitmediklerimizle benzeşir, hatta birbirinin aynısı olur, bu sadece bir zaman ya da bizim artık yok olmamız meselesidir. Ama tüm bunlara rağmen, yaşamımızı daha çok duymaya, daha çok görmeye, daha çok yerde olmaya, daha çok bilmeye uğraşarak yürütmekten vazgeçmeyiz çünkü bu yaşamlann bir gün beraber olmaya, bir telefonu açmaya, bir şeye cesaret etmeye, bir suç işlemeye ya da bir ölüme neden olmaya bağımlı olduğuna kendimizi ikna etmişizdir. Bazen olanlann hiçbirinin olmadığı duygusuna kapıl ıyorum, çünkü hiçbir şey kesintisiz olmuyor, hiçbir şey sürekli değil, sürüp gitmiyor, hiç durmadan
Sayfa 28·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam
Bahsettiğim rahatsızlıklardan ilki, belki herkes bir şekilde bir yerlerde işittiği için, belki yeni evlilere çok sık yapılan bir şaka olduğu için ya da belki de benim anadilimde bu konuda olumsuz şeyler söyleyen çok fazla atasözü olduğu için tüm yeni evlilerde (özellikle erkeklerde) bir şeye başlarken sanki başka bir şeyin sonuna gelinmiş gibi hissedilip yaşanan ortak bir rahatsızlık olmalı. Bu rahatsızlık insanı alt üst eden bir cümleyle dile getirilir: "Peki ya şimdi?" ve diğerleri bunu nasıl atlatıyor bilmem. Bu dunun değişildiği tıpkı hastalık gibi zamansızdır ve insana her şeyden el çektirir ya da en azından hiçbir şeyin o zamana kadar olduğu gibi devam etmesine izin vermez; sözgeliıni bir akşam yemekten ya da sinemadan sonra herkesin kendi evine gitmesine ve ayrılmamıza ya da Luisa'yı arabamla ya da taksiyle evine bırakmama, bıraktıktan sonra tek başıma her zaman ıslak olan yarı boş sokaklarda elbette onu ve geleceğimizi düşünerek yürüyüş yapmama ve evime dönmeme izin vermez. Evlendiyseniz artık sinema çıkışı adımlar birlikte aynı yöne gider (ahenk bozulmuştur çünkü artık yürüyen dört ayak vardır) ama ben ona eşlik etmek istediğim için değildir bu, böyle bir alışkanlığım olduğundan ya da bu bana daha doğru geldiğinden de değildir; sadece artık ayaklarım ıslak kaldırımları adımlarken bocalamadığı için, düşünüp tartmadığı için, fikir değiştirmediği için, seçemediği ve pişman olamadığı içindir: artık biz böyle isteyelim yahut istemeyelim, bu gece ya da dün gece ben bunu istemezken dahi istisnasız hep aynı yöne giderler.
Sayfa 14·Kitabı okudu

Hatice Tunç

, bir kitap okudu
Puan vermedi·109 syf.·
2026 2. kitabı
Deborah Levy
7.9/10 · 114 okunma