Kitabın üslubu alışkın olmadığım türden olunca-üstü kapalı mizahi alaycı anlatımlara alışkındım- sıkıcı bir okuma olacağını düşünmüştüm başta. Fakat ilerlemeye başladıkça üsluba mı alıştım, yoksa ona artık dikkat edemeyeceğim kadar hikayenin içine mi karıştım bilemiyorum; içimdeki güzel duyguları titreten satırların arasında uzun zamandır hissedemediklerimi hissettim. Modern dünyanın, kariyer hırslarının gölgede bıraktığı o saf Anadolu insanı ruhumuzu fark edip; hala yaşadığını anlayabiliriz içimizde. Belki biraz buruk kalır, şefkatle onu yeniden yaşayabilmemizi ister. Duygulanırız, özleriz. Merhameti, dürüstlüğü, naif olmayı hatırlarız. Evet alıştık modern şehir yaşamına, bencilliğe, rekabete, yeni iletişim tekniklerine, manipülasyona; ama özümüz böyle değildi bizim. Yaşamak, yaşatmak gerekir onu. Hasan Ali Toptaş, bizden biri olarak bizi bize anlatmış. Modernliğin kıskacında karamsar üsluplu "tutunamayanvari" romanlarımız bize özümüzü unutmamızın yarattığı acıyı, kaybolmuşluğu, boşluğu, kimlik bunalımını yaşatıyor. Bu kitap da belki karamsarlık içerir fakat, bize kendimizi yaşatıyor; geçmişimizi, benliğimizi hatırlatıyor. Sevgiyle okuyun. Güzel günlerde, güzel duygularımızla yaşayalım...