“Aşk ne müthiş, ne zarif bir şey. Birbirini o güne kadar görmemiş iki insan, aralarında şefkat dolu tek bir söz ya da bir bakış paylaşılmamış iki insan, böyle bir tehlike anında birbirlerine sokulabiliyor, elleri karanlıkta birbirlerini arayabiliyordu. O an için yanında durmak, yapılması gereken en doğal hareketmiş gibi dururken şimdi ne zaman düşünsem bu dakikaları hayranlıkla anmadan edemiyorum.”
“Şerit şerit ışıkların arasında bir görünüp bir kaybolan bu yüzler -kimi üzgün kimi memnun, kimi yabani kimi sevecen- tüyler ürpertici bir hayalet karnavalına benziyordu. Bütün insanlık gibi onlar da önce bir karanlıktan aydınlığa çıkıyorlar, ama çok geçmeden, ait oldukları o karanlığa geri dönüyorlardı.”
“Babası kaybolduğunda on yedi yaşındaysa şimdi yirmi yedisine gelmişti demek ki. Gençliğin içine kapanık dünyasından sıyrıldığı, hayat deneyimlerinin insanı ağırlaştırmaya başladığı ne güzel bir yaştır o.”