“Garip bir iddia taşıyan başlık, Hayat Kitabı’ydı. Makale bir gözlemcinin önüne çıkan her şeyi inceleyerek nasıl kesin ve sistematik bilgiye ulaşabileceğini anlatıyordu. Makale hem kurnazlığı hem de saçmalığı ile dikkatimi çekmişti. Nedenlendirmeler güçlü ve kararlıydı ama çıkarımlar bana abartılmış gibi görünüyordu. Yazar, bir anlık bir ifade, bir kasın titremesi ya da gözünü kırpmasıyla karşıdakinin en derinden düşündüklerini bile anlamaya çalışmıştı. Ona göre, iyi bir gözlem ve analiz tekniği olan birine yalan söylemek imkânsızdı. Sonuçlarını, Öklit’in önermeleri kadar şaşmaz gösteriyordu üstelik. Bilmeyen biri, bu çıkarımlara nasıl ulaşıldığını öğrenene kadar, gözlemcimizi büyücü sanabilirdi.
‘Bir mantıkçı,’ diyordu yazar, ‘bir damla suyun Niyagara’dan mı yoksa Atlantik’ten mi geldiğini, ikisini de hiç görmemiş olsa da anlayabilir. Demek ki bütün hayat bir zincir, bir halkası görüldüğünde bilinebilen bir doğa. Tüm diğer sanatlar gibi, Akıl Yürütmenin ve Analiz’in bilimi de uzun ve sabırlı bir çalışma sonucu öğrenilebilecek bir konudur. Bu çalışma öyle uzundur ki ölümlü bir insanın bu konuda mükemmelliğe ulaşması için ömrü yetmez. İşin en zoru olan ahlaksal ve ussal yöne bakmadan önce daha temel konuları açıklamama izin verin. Biriyle karşılaştığınızda, bir bakışta onun geçmişini, ne iş yaptığını nasıl öğrenebilirsiniz? Aptalca görünse de bu çaba gözlem yeteneğini keskinleştirir ve kişiye nereye bakması gerektiğini ve ne araması gerektiğini öğretir. Bir insanın tırnaklarından, yeninden, postallarından, pantolonundan, başparmağındaki ve işaretparmağındaki nasırlardan, ifadesinden, kolluğundan… Bunların her birinden o insanın özellikleri kolayca anlaşılır. Hepsi bir araya gelince, soruşturma yapanın bir davada hataya düşmesi neredeyse imkânsızdır.”