haydar yıldız

haydar yıldız
@haydaryildiz
İZMİR
10 Mart 1972
1 okur puanı
Kasım 2024 tarihinde katıldı
Özel mülkiyet hukukunun inanılmaz bir uzantısını andıran cinsellik hukuku herkese kendi zihinsel, libidinal, cinsel, bilinçaltı olarak nitelendirilen sermayesini yönetme sorumluluğunu yükleyen ideal bir araçtır. Bireysel özgürlük adı altında herkes kendi sermayesinden kendisi sorumlu tutulmaktadır.
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Zaten cinselliğin kendisi bir tür zorlamanın ürünü değil midir? Yine cinselliğin ortaya çıkışı Batıya özgü gerçekçilik algısına uygun bir olgu değil midir? Cinsellik her konuda model üretmeye düşkün ve her şeyi araçsallaştıran bizim kültürümüze özgü bir saplantı değil midir? Diğer kültürlerde dinî, ekonomik, politik, hukuki hattâ toplumsal ve diğer sınıflandırılmış (gruplandırılmış) hayal ürünlerini birbirlerinden ayırmaya çalışmak saçma bir şeydir, çünkü o toplumlarda böyle bir sınıflandırma (ya da gruplandırma) yoktur. Üstelik bütün bu kavramlar onların bakış açısından birer zührevî hastalığa benzemektedirler. Biz ise onları daha iyi “anlayabilmek” adına bu zührevî hastalıkları onlara da bulaştırmaya çalışıyoruz.
İktidarı herkesle paylaşmaya kalkışmak ona eski sağlığını ve gücünü kazandı- ramaz. Çünkü iktidar, bizim henüz nasıl olduğunu tam olarak anlayamadığımız bir şekilde ortadan kaybolmuş durumdadır. İktidar söz gelişi tersine çevrilerek, gücü tamamıyla elinden alınarak ya da simülasyon evreninde hipergerçekleştirilerek yok edilmiş olabilir.
İktidarın bir nesne-özne (kadın-erkek ilişkilerinde olduğu gibi) oyunu olduğunu ve bunun kökeninde meydan okuma ve ayartma kavramlarının bulunduğunu söyleyen Baudrillard, gerçekte iktidarın gerisi hiçlik ve boşluktan ibarettir demektedir. Çünkü ilkel toplumlarda iktidar diye bir şey yoktur ya da iktidar öznesi bir kukladan başka bir şey değildir. Başka bir deyişle iktidar simgesel bir şeydir ve özneye ancak başkaları tarafından vekaleten, geçici olarak devredilebilir.
Foucault nun cinsellik, iktidar, baskı, arzu, delilik vb. konularla ilgili olarak bu kadar güzel ve kusursuz bir söylev çekebilmesinin kökeninde bütün bu konuların ve kuramların günümüzde anlamlarını yitirmiş olmalarının yattığını söyleyen Baudrillard, böylelikle Foucault’nun söylevinin gerçekliği kapsayan bir evrene değil, bir simülasyon evrenine ait oldu­ ğunu ve bu yüzden onu bilimsel bir çözümlemeden çok bir “vakayiname” (chronique) olarak nitelendirmenin daha doğru bir şey olacağını iddia etmektedir.