Tarihçinin incelediği insanların zihniyetleri, eylemlerinin gerisindeki düşüncelerini, hayalgücü yolu ile anlaması gereği: Ben ola ki duygudaşlık onaylamayı akla getirir diye, duygudaşlık değil de "hayal gücü yoluyla anlayış" diyorum. 19. yüzyıl Ortaçağ tarihi konusunda zayıftı. Çünkü ortaçağ insanı üstüne hayalgücü yolu ile anlayışa varamayacak kadar sert tavır almıştı.
Olgular gerçekte hiç de balıkçının tablasındaki balıklar gibi değildir. Olgular uçsuz bucaksız ve hatta bazen sınırsız bir okyanusta dolaşan balıklara benzerler, tarihçinin ne yakalayacağı kısmen şansa, fakat asıl, avlanmak için okyanusun neresine gideceğine ve hangi baltayı kullanmayı seçeceğine bağlıdır - elbette bu iki etkeni de ne tür bir balık yakalamak istediği belirlemiştir. Genellikle, tarihçi istediği türden olguları elde edecektir. Tarih yorum demektir.
Bir kere, tarihin olguları bize hiçbir zaman "arı" olarak gelmezler, çünkü arı bir biçimde varolmazlar ve varolamazlar: Her zaman kayıt tutanın zihninden kırılarak yansırlar.
Bundan şu sonuç çıkar ki, bir tarih eserini ele alınca, ilk ilgileneceğimiz, içindeki olgular değil, onu yazan tarihçi olmalıdır.