Edward Hallett Carr

Edward Hallett Carr

Yazar
8.1/10
82 Kişi
·
288
Okunma
·
32
Beğeni
·
2184
Gösterim
Adı:
Edward Hallett Carr
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
Londra, İngiltere, 28 Haziran 1892
Ölüm:
Londra, İngiltere, 3 Kasım 1982
Edward Hallett Carr 1892 yılında Londra'da doğdu. Merchant Taylors School ve Cambridge Trinity College'da öğrenim gördü. 1916'da Dışişleri Bakanlığı'nda çalışmaya başladı. 1927'de Moskova'ya ilk gezisini yaptı. 1936'da Dışişleri Bakanlığı'ndan ayrıldı ve 1936-47 arasında Aberstwyth'deki Wales Üniversitesi'nde uluslararası politika profesörü olarak ders verdi. 1941-46 arasında The Times gazetesinin yayın yönetmeni yardımcılığını yaptı. 1953-55 arasında Oxford Üniversitesi'ne bağlı Balliol College'da, 1955'ten sonra da Trinity College'da çeşitli akademik görevler üstlendi. Birçok kitabı arasında başlıcaları şunlardır: The Romantic Exiles (1933), The Twenty Years' Crisis, 1919-1939 (1939), Conditions of Peace (1942), The Soviet Impact on the Western World (1946), The New Society (1951), What is History? (Tarih Nedir?) (1961) ve Sovyet Rusya Tarihi adlı dizide The Bolshevik Revolution 1917-1923 (3 cilt), Interregnum 1923-1924 (1 cilt) ve Socialism in One Country 1924-1926 (3 cilt).
Marx'ın bir yerde dediği gibi eğitimcinin kendisinin de eğitilmesi gerektiği unutulmamalıdır; çağdaş dille söylemek gerekirse, beyin yıkayan kimsenin kendi beyni de yıkanmıştır. Tarihçi, tarih yazmaya başlamadan önce, tarihin ürünüdür.
Her sevgi içinde nefret öğesini, her acı içinde zevk öğesini, her alçakgönüllülük içinde gurur öğesini taşır.
Edward Hallett Carr
Sayfa 237 - İletişim, e-kitap
"Canavarlarla uğraşan insan" diye yazıyor Nietzsche, "kendisi de canavar olmamaya dikkat etmelidir; ve cehenneme çok baktığımızda, cehennem de sizin ruhunuza bakmaya başlar."
Edward Hallett Carr
Sayfa 68 - İletişim, e-kitap
Dostoyevski’de acı bir temizlenmenin, bir arınmanın kaynağıdır. İnsan acı çekerek, özellikle de başkaları için acı çekerek arınır, temizlenir. Çektiği acı ne kadar büyük olursa arınma da o kadar derin olur.
Rusya' da edebiyat ilk kez 1830'dan sonra yalnızca zarif bir eğlence olmaktan çıkıp, ticari bir olay olmuştu.
Bir mektubunda kardeşine şöyle yazıyor:

Dış yaşantı iç yaşantıyı dengelemeli. Yoksa, dış etkilerin yokluğunda, iç etkiler çok tehlikeli olan bir üstünlük elde ederler. Sinirler ve imgelem bir insanın yapısında çok büyük bir yer kaplıyor.

Yıllar sonra başka birine şöyle yazıyordu:

Kendini yalnızlık içine hapsetme, kendini doğaya ver, kendini biraz bile olsa dış dünyaya, dış şeylere ver.
Ben hasta bir adamım ... İçi hınçla dolu, gösterişsiz bir adamım ben. Sanırım karaciğerimden hastayım. Doğrusu ne hastalığımdan anladığım var ne de neremin ağrıdığını biliyorum.
Tıbba, hekimlere saygı duymakla birlikte, şimdiye kadar tedavi olmadığım gibi, bundan sonra da öyle bir şey düşünmüyorum ... Hayır, hayır, sırf hıncımdan tedavi olmak istemiyorum.
Siz bunu anlayamazsınız, ama ne ziyanı var, ben anlıyorum ya.
Bu huysuzluğumla kime kötülük yapacağımı açıklamak elimde değil, bunu ben de bilmiyorum, bildiğim bir şey varsa, o
da tedavi olmamakla bir "zarar vermeyeceğim", olsa olsa bütün zararı kendim çekeceğimdir. Yine de hıncımdan tedavi olmuyorum. Karaciğerim ağrıyormuş, varsın daha beter ağrısın!
Andre Gide şöyle demişti: "Bir Tanrı'yla karşılaşacağımızı sanırız; oysa bir insan -hasta, yoksul, hiç durmadan acı çeken bir
insandır dokunduğumuz." lşte E. H. Carr bize bunu anlatmış; Dostoyevski'nin hem hasta, yoksul yaşantısını, hem de inanılmaz dehasını.
Dostoyevski bir dilenciyi ya da bir arkadaşı hiçbir zaman geri çeviremezdi.İş yaptırdığı insanların şikayetçi olmayan bir kurbanıydı.
323 syf.
·23 günde
Rahmetli babama çocukken Dostoyevski kimdir desem,Rus Milli takımının kalecisi derdi.

Çocuk yaşta aristokrat ve zengin bir ailede dünyaya gelen Dostoyevski'nin babası onun ve kardeşlerinin eğitimi ile yakından ilgilidir.Kendi bizzat eğitim verip yetiştirir ve bütün imkanlarını da seferber eder.İlgilidir ilgili olmasına ama sıcak bir aile yapısından uzaktır bu durum.Sokağa çıkıp oynamışlığı yok, efendime söylim babasının bir kez bile saçını okşamadığı ve babasıyla sizli bizli diyalogların olduğu bir ilişkidir bu.Bu aristokrat babanın kölesi tarafından öldürülmesi de çok aylaktu movik movik bir hadiseydi. Kitap Dostoyevski ile ilgili yazılmış en en en iyi ama bir o kadar da zor zor zor bir kitap. Bütün hayatı ve eserlerinin incelendiği bu kitapta ben en çok çocukluk yılları ve aile yapısına takıldım. Gerisi sürgünler,hapisler,evlilikler,yazdıkları,yazamadıkları,sidik yarışları falan.Kılı kırk yararak ve sağlam kaynaklar gösterilerek hazırlanmış bir kitap. Kitabın yazarı da zaten İngiliz tarihçi ve edebiyatçı. Zülfü Livaneli eserlerini okumaya başlamaya kendi hayatını mükemmel bir şekilde anlattığı Sevdalım Hayat kitabıyla başlamıştım ki diğer eserlerinde ne anlatmak istediğini daha iyi kavrayabileyim diye. Bu kitapta bir okuyucu için değil edebiyat ile Dostoyevski ile ilgili akademik çalışma yapan öğretim görevlilerine bile yetecek kadar bilgi var. Bana fazla geldi ama alacağımı almak için okudum,aldım,tamam.
255 syf.
·Puan vermedi
Tarihten önce tarihçiyi inceleyiniz. Şimdi buna şunu ekliyorum: Tarihçiyi incelemeden önce de, onun tarihi ve toplumsal çevresini inceleyiniz. Tarihçi, bir birey olarak aynı zamanda hem tarihin hem de toplumun bir ürünüdür; tarih öğrencisi işte onu bu ikili ışık altında görmeyi öğrenmelidir.
Sayfa:97
255 syf.
·1 günde
Alan okuması olarak okunabileceği gibi tarihin nasıl yazıldığını ve nasıl okunması gerektiğini öğrenmek isteyenler için güzel bir başlangıç olacaktır bu kitap. "Nesnel tarih yoktur" der ve bolca destekler bunu "Çünkü eğer her şey gerçekten öznelse, eğer geçmişe dair hiçbir şeyi kesin olarak bilemeyeceksek ve metne anlamını veren onu okuyanlarsa, öyleyse postmodernlerin söylediklerine neden inanalım ve neden biz de onların yazdıklarına söylediklerinin tam tersi bir anlamı vermeyelim?" (Richard J.Evans-In Defense of History)
Benim için okuması kolay ve keyifli bir kitap olmuştu, öğrettikleriyle insan iyi hissediyor. Tarihle ilgili bir not daha yazıp bitireyim: "tarih bir süreçtir ve siz süreçten bir parçayı çıkarıp sadece onu inceleyemezsiniz... her şey tümüyle birbirine bağlıdır."
276 syf.
·13 günde·6/10
Ne zamandır ilgimi çeken bir kitap olmasına ve E.H.Carr'ın çok ciddi bir tarihçi olduğunu düşünmeme karşılık ne yazık ki umduğum bilimselliği bulamadım. Kitap Rus devriminin bir özeti olarak sadece Carr'ın öznel yorumlarına dayanıyor. Yani kaynaklar yok. Rahatsız olduğum diğer husus ise Carr'ın Rus devrimini anlatırken bu öznellikten faydalanarak Stalin'e adının geçtiği her yerde saldırıyor olmasıdır. İçerikten söz edecek olursak yazar, bu saldırıları yaparken hedefinin kim olduğunu bildiği sürece ona göre neyle suçladığının bir önemi yoktur. Çünkü o Stalin'i mantıklı ya da mantıksız her konuda suçlu bulmaktadır. Aslında böyle yaparak bu kitapta kendini aşağıya çekmiş olur ve çelişkili ifadelerinde ne dediği anlaşılmaz. Bir bölümde Stalin'i sanayileşmeyi geciktirdiği iddiasıyla suçlarken bir başka bölümde ise sanayileşmenin işçiler üzerinde yarattığı baskıdan söz eder. Hatta bu ileri gider; NEP'i savunmakla suçladığı Stalin bir başka bölümde NEP'i yıktığı için suçludur. Carr'ın suçlamalarında esas olarak ciddiye aldığım nokta bu tutarsız kendini bilmezlik değildir. O sadece bir noktada Stalin'i ciddi anlamda suçlar: o da rus milliyetçiliği ve tek ülkede sosyalizmdir. Yazarın marksizmden anladığına göre Rus devriminin kaderi ''birleşik avrupa devrimi'' ile belirlenecek ve bu olmadığı taktirde Rusya'da sosyalizm inşa edilemeyecektir. İnşa edilebileceğini söyleyen Stalin ise yine yazarın öznel takıntıları vesilesiyle ''katı ortodoks, rus milliyetçisi, şovenist, yobaz vb.'' ilan edilmiştir. Stalin'in böyle bir fikri ortaya atması bile yazar tarafından ''otoritesini pekiştirme'' anlamında yorumlanmaktadır. Yazar kitabında hiçbir zaman Lenin'in avrupa birleşik devrimi konusundaki sözlerinden alıntıya başvurmaz ama ''Lenin böyle der böyle düşünür'' der. Bakınız, Lenin'in bu konuda söyledikleri kitaplaştırıldı bile. Lenin daha 1916'da bu avrupa birleşik devrimi sloganının saçmalığını ortaya dökmekle yetinmemiş, sosyalizmin ''önce bir ya da birkaç'' ülkede zaferinin mutlak olacağını söylemişti. Lenin'e göre tüm avrupada proletaryanın birleşik ayaklanması emperyalizm aşamasına gelmiş kapitalizmde imkansız ve hayal ürünüydü. Bu fikir Troçki'nin menşevik kökeninden gelen bir fikirdi. Troçki daha sonraları da bu sloganı ortaya attığında Lenin yazdığı makalelerde bunun saçma olduğuna değinmişti. Lenin'in burada dikkat etmek istediği nokta kapitalizmin eşitsiz gelişim yasasıdır. Kapitalizm her ülkede farklı seviyelerde olduğu için aynı anda birkaç ülkede birden sosyalizmin zaferi söz konusu olamaz. Troçki bunu anlamak istememiştir. Troçki'nin anlamak istememesi bir yana, kitabı okuduğumuzda anlaşılıyor ki aynı şeyi yazar da anlamak istememiş ya da gözardı etmiş. Kendi ağzıyla birleşik avrupa devrimi projesinin başarısızlıkla sonuçlandığını söylüyor ama Stalin'i yine bu konuda suçlamayı biliyor. Yazar bu kitabı yazarken Stalin'i özellikle suçlanması gereken biri olarak görmüştür. Tek ülkede inşa edilen sosyalizmi bir rus ortodoksluğu olarak görmesi de bu girdiği suçlama psikolojisiyle ilgilidir. Öte yandan Rus devrimini gereğinden daha az önemseyerek sanki bütün kitabı ''Stalin'e nasıl iftira atarım'' düşüncesiyle yazmıştır. Bu kitabı okur okumaz anladım ki Carr'ın Stalin'e bakış açısı çok dar, çok öznel, çok duygusal ve son derece sıkıntılıdır. Ben de tüm bunlara rağmen kendisi bu konuda ciddi bir tarihçi olarak görüldüğü için ve diğer antikomünist yazarlardan farklı bir yol izlediği için, ayrıca da kitabı yazdığı dönem için böyle bir psikolojiye girdiği ama örneğin 2. dünya savaşı yıllarında bu psikolojiyi terk ettiğine dair kendi öznel durumu sebebiyle kitaba verdiğim puanı o kadar da düşürmek istemedim. Rus devrimini anlamak için iyi bir kitap mıdır ya da iyi bir özet midir diye düşünenlere cevabım ise kesinlikle olumsuzdur. Çünkü kitapta adamın derdi devrim değil Stalin'dir ve ona iftira atmaktır. Rus devrimini anlamak için bundan daha önemli çok çeşitli romanlar, anılar ya da tarihsel kitaplar mevcuttur. İyi okumalar dilerim.
%47 (151/323)
·7/10
Çok geniş bir biyografi; çok kolay bir dili yok. genelde uzun cümlelerden oluşuyor ve okunması zor. Dostoyevski'yi tamamen öğrenmek istedim ve buna ilk biyografisi sonra da yazma sırasıyla eserleri olarak devam etmeyi planladım. Bu kitabın 150 sf sını okudum ve devam edemedim. Bence eserlerini okuduktan sonra kitap bana daha anlamlı gelecek. anlam veremediğim çok bölüm oldu. Öncelikle eserlerini okuyup sonra bu kitabı okumanızı öneririm. Ben eserlerini yazma sırasıyla okuduktan sonra bu kitabı kesinlikle okuyacam. *bazı kitaplar için kendine çok şey katman gerekir* bu da öyle
255 syf.
Tarihçi olmadan tarih nasıl yazılır konusunda bizi uçuk örneklerle aydınlatması merak uyandırdı açıkçası Edward daha çok tarih'in olgularla değerlendirilmesi gerektiğini ve tavuk mu yumurtadan çıkar yumurta mı tavuktan örneğini halen aklımdan çıkaramıyorum 3 yıl önce okuduğuma rağmen Edward'ın sizi aydınlatacağından eminim.
323 syf.
·Beğendi·7/10
Dostoyevski'nin kişilerinin hiçbirinin fiziki bir özelliği okuyucunun kafasında yer etmez . Edebiyatta , onunkiler kadar göz önüne getirilmesi , canlı yaratıklar olarak düşünülmesi güç olan karakterler yoktur. Bu karakterlerin yaratıcısının ilgilendiği şey, vücutları değildir, ruhları ve insanla arkadaki bilinmeyen karanlık gerçek arasındaki ilişkidir.
Edvard Hallett Carr

Dostoyevski 'nin bir biyografisi ve yazarın bazı eserlerinin incelemesi.

Klasik Rus edebiyatını takip etmeyen çoğu insan Tolstoy ve Dostoyevski'yi karıştırır.
Aslında birbirinden çok farklı bu iki dehanın yaşantısını öğrenmek için iki kitap öneriyorum Tolstoy için Henri Troyat'ın biyografisi ve Dostoyevski için de Edward H. Carr'ın bu kitabı.

Ciddi sağlık problemleri ve yoksulluk ile boğuşan Dostoyevski ortaya ilk çıktığında zamanın ünlü yazarları Turgenyev ,Nekrasov Dostoyevski'yi onu Edebiyatın sivilcesi diye tanımlarlar.
Ve aşağıdaki hiciv onun başlangıçta yaşadığı zorlukları özetler niteliğinde.

Edebiyatın yüzünde
Vakti geçmiş bir sivilce gibi çıktın.
323 syf.
·27 günde·8/10
Kitabın yazarı, ön kapağıyla Dostoyevski'yle ilgili vuruşu yapıyor aslında.. Kitaplarını nasıl yazdığı; çocukluk, gençlik ve yaşlılık yıllarıyla ilgili çok ilginç bilgiler mevcut.
Merak uyandırıcı.

Dostoyevski, insanları uçurumun kenarına sürükleyen ve baş aşağı düşmelerini önlemek için de, yarı çürümüş eski tahtadan yapılma, sallanıp duran parmaklığa güvenen bir yazardır.
Edward Harlett Carr - Ön Kapak
255 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Tarih Nedir? Sorusunun çıkış noktası yapılarak irdelendiği bu kitap, tarih bilimin metodolojisinin ilkelerini açıklamayı prensip edinir. Bu nedenle yazar, tarih bilimi ile tarihe meraklı kişilerin sıklıkla başvurabilecekleri bir eser vücuda getirmiştir. Bununla beraber yazar bu eser vasıtasıyla geçmiş ile şimdiki dönem arasındaki tarihsel bakış açılarını karşılaştırarak her dönemin kendine has bilmsel niteliklere sahip olduğunu vurgular.

Yazarın biyografisi

Adı:
Edward Hallett Carr
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
Londra, İngiltere, 28 Haziran 1892
Ölüm:
Londra, İngiltere, 3 Kasım 1982
Edward Hallett Carr 1892 yılında Londra'da doğdu. Merchant Taylors School ve Cambridge Trinity College'da öğrenim gördü. 1916'da Dışişleri Bakanlığı'nda çalışmaya başladı. 1927'de Moskova'ya ilk gezisini yaptı. 1936'da Dışişleri Bakanlığı'ndan ayrıldı ve 1936-47 arasında Aberstwyth'deki Wales Üniversitesi'nde uluslararası politika profesörü olarak ders verdi. 1941-46 arasında The Times gazetesinin yayın yönetmeni yardımcılığını yaptı. 1953-55 arasında Oxford Üniversitesi'ne bağlı Balliol College'da, 1955'ten sonra da Trinity College'da çeşitli akademik görevler üstlendi. Birçok kitabı arasında başlıcaları şunlardır: The Romantic Exiles (1933), The Twenty Years' Crisis, 1919-1939 (1939), Conditions of Peace (1942), The Soviet Impact on the Western World (1946), The New Society (1951), What is History? (Tarih Nedir?) (1961) ve Sovyet Rusya Tarihi adlı dizide The Bolshevik Revolution 1917-1923 (3 cilt), Interregnum 1923-1924 (1 cilt) ve Socialism in One Country 1924-1926 (3 cilt).

Yazar istatistikleri

  • 32 okur beğendi.
  • 288 okur okudu.
  • 24 okur okuyor.
  • 345 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.