En nihayet vardığım bozkır, içimdeki boşluğun tabiattaki yegane suretiydi. O sahipsizliğe dikecek bir minik fidan arıyordum. Çıktığım yolculuktan da, yaşadığım hayattan da beklediğim, başka bir şey değildi.
Bir tür soygun ganimetiydi nihayetinde zaman. Yağmalanmış bir şey. Biz onu dünyadan arakladığımızı sanırken, dünya ömrümüzden tırtıklardı. Biz ona yaslanıp bir şeylerin başlamasını beklerken, o tüm varlığıyla bir şeyleri bitirmeye adanmıştı.