Hesap Şaşırmaca
Tamam tamam, pesss…
Pes yani, hem de ne pes; vallahi havlu atıyorum, yetmedi şalımı şalvarımı atıyorum. Olmaz, olmazzz, olmaz yaw…
Bu kadarı da olmaz yani.
Anlaşıldı ki ben adam olmaycam; tamam, benden erviş, merviş, derviş heçç bişee olmaz. Kendi kendime kanaat getiriyom artık. Bırak gayrik yakamı, güzel Allah’ım.
Bırak beni köyüme geri dönim; yıldızlarımı özledimm… Zozanımı özledim.
Baykuş sesini bülbülünden vazgeçtim, güzel Allah’ım.
Sessizliğin çığlığını… Fırtınanın türküsünü özledim!
Bırak beni, gurban olduğum; ben bu milletlen başa çıkamam
Yaw arkadaş;
Bu hakka reva mıdır? Kartal nire, Kadıköy nire… Dört saat yol yürümüşüm ki bu benim yürümemle 30 km eder. Bostancı’da bir mola verim dedim; sabaha karşı saat 02.30, çorba içerim, otele para vermem, yüriye yüriye sabahlarım.
Gülü, çorba see para? dedik; “falan para” dedi.
Cıkss, uymaz dedik. Öyle ya, devir hesap devri ve ben hesap adamıyım güyyaa :))
Ne içecem burda, dimi yeğenim?
Yanaştım dürümcüye:
— Kardeşş, bradır sadece pide verin mi?
Yok, olmaz dedi; diğeri ise sevap kazanacak sandı.
İki lavaşı sardı; para istemez, duan yeter dedi. Eyyiya gülü, kabul ederse sen dileğini tut, ben duasını edim :))
Gülüştükk… düremeçledik lavaşı.
Kello gibi :))
“Ya Rabbim, buna da şükür, buna da şükür; olmayana da verrr.”
Bir yandan da yol alıyorum; varmışım Kadıköy’e, arka sokak çorbacısına dalarım.
Otel parasından yırttım ya, kendime ziyafet çekiyorum :))
Yedik içtik; neyse, söylemesi ayıp, öhö öhö… Hesap iki tane milyon…
Vayy anam vayyy, yandım ki ne yandım.
Kaç on sene aşk yaşadım da içim bööle cıssss etmemişti; ağlamaya ramak kaldı desem yeridir.
Beynimde adeta ateş fışkırıyor. Uleyn, biz bu hesabı Bostancı’da kabul etmedik..!
Atmışım kendimi can havliyle dışarı;