1000Kitap Logosu

Hediye

Hilal kaşları pörsümüş, uzun kirpikleri ıslanmış, burnundan akan kanlar ağzının etrafını kızıla boyamıştı. Yanakları kan olmuş, dudakları yer yer çatlamıştı. Mahzun yüzünün her yerinden kanlar sızıyordu. Düşündü: "Sorarsa O İki Cihan serveri (Abdullah bana ne getirdin?) Ben de mahçup ve iki büklüm olarak, bir şişede kanımı hediye edeceğim. Ve diyeceğim ki: Ya Resulallah, bu benim kanım ve bu da bir tutam saçım. Böylece kim bilir, beni de sancağı altına kabul eder ve bana da (Abdullah'ım) der." ... Anladı ki, her şeyin bittiği yerde insanın, Allah'a imanı daha çok artıyordu. ..
Kral Dionysios, platon 'a İran işi, uzun, işlemeli ve kokulu bir elbise hediye etmiş. Platon, “Ben erkeğim ;kadın elbisesi giymem.” diyerek almamış. Fakat Aristippos almış ve demiş ki:"İnsan ne giyerse giysin, erkekse yine de erkektir...”
10
Neden hediye gibi geliyor? Karşınızda özgün, kendisi olan birini görmenin ya da onunla ilişki içerisine girmenin size faydası nedir? Bana faydası olmuş, olmamış umrumda değil! O an yaşamın özüyle kendi özümü ilişki içinde hissediyorum. Yaşamın sınırsız zenginliği içerisinde paylaştığımız, anlayabildigimiz bir öz var. O kişi kendisinden başka hiç kimseye benzemez. Ama onu o kadar iyi anlayabiliyorum ki... Benim özüme o kadar yakın geliyor ki... Sanırım o gizil muhteşemligi hissediyorum. O özün zenginliğini hissetmekten gelen bir haz yaşıyorum.
11
200 syf.
·
13 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Önce çayınızı çikolatanızı yanınıza alınız uzun bir inceleme oldu :)
En son incelememi yazdığımdan bu zamana 3 ay küsür zaman geçmiş yani benim için uzun bir süre. Yazacağım bu incelemenin suskunluğumu bozmasının 2 nedeni var. Birinci neden bu kitabı bir nevi inceleme yazmak istediğim ama yapamadığım Bozkurtlar kitabının anısı için (aynı ölüm yıldönümü anmak gibi oldu) ve tabi kitap incelenmeye değer olduğu için. İkinci ve daha güçlü neden ise uzun süredir okumadığım bu kitabı İstanbul'dan bir arkadaşımın hediye etmesidir. Bu jest için kendisine çok ama çok teşekkür ediyorum. Bu kitap hayatım boyunca özel bir hediye ve güzel bir tarihsel roman olarak kütüphanemde yaşayacak. Ne zaman bu kitabı görsem hediyeyi aldığım andaki mutlu anımı gülümseyerek hatırlayacağım. Bir incelemeden çok bir günlüğe dönüştüğünün farkındayım arkadaşlar ama bunu yazmadan incelemeye başlamaya gönlüm elvermedi. BU KISIM BOZKURTLAR KİTABI HAKKINDA AZICIK MİKTAR SPOİLER İÇERİR !!! Yazar Nihal Atsız ile ilk olarak geçen sene Nisan ayında " Bozkurtlar" eseriyle tanımıştım. Kitap beni alıp Orta Doğu'da Ötüken diyarına Göktürk topraklarına götürmüştü. Bu kısımda hakkında inceleme yazamadığım Bozkurtlar kitabına atıfta bulunmak istiyorum Bozkır hayatını hiç görmemiş olan ben iliklerime kadar bozkır yaşamını hissetmiştim. Sanki Kürşat'ın askerlerinden biri de bendim, Çinlilere karşı sefere çıktım, yeri geldi aç kaldım, sele kapıldım ve kurtuldum, Yamtar Onbaşı'nın güreşlerini 1. tekil şahıs gibi izledim, hatta yeri geldi Kürşat bile oldum (atın üstünde şehit olması o nasıl bir destansı andı) Almila'ya ben de tutuldum vs. Kısacası Nihal Atsız romanlarını okutmuyor insanlara yaşatıyor, o karakterleri içinize işliyor sanki etrafınızda tanıdığınız birilerini, yaşadığınız bir geçmişi okuyor gibi hissediyorsunuz. Aynı şekilde Deli Kurt kitabına başlarken yine benzer hisleri yaşayacağımı biliyordum, yanılmadım da. Bu kez destansı tarihsel yolculuğumuz 1400 lü yıllar Osmanlı Anadolusu'na uzanıyor. BU KISIM DA DELİ KURT KİTABI HAKKINDA SPOİLER İÇERİR !!! Konuya uzunca değinip zaten bayağı uzun olan incelememi daha da uzatmak niyetinde değilim. Bunun için kısaca romanın içeriğine değinip kapanışı yapacağım. Roman adını aldığı Deli Kurt karakterinin diğer tabirlerle, Sipahi Murad veya gizli ünvanıyla Yıldırım Bayezid'in oğlu olan İsa Beğ'in oğlu Şehzade Murad'ın hikayesi daha anne karnından başlıyor. İsa Beğ karısını ve karnındaki çocuğu yani Deli Kurt'u emniyetli bir yerde saklaması için Çakır adlı sipahiye emanet ediyor. Yalnız yeni doğacak çocuğun anasından da babasının da haberinin olmaması lazım ki yaşayabilsin. Çünkü kardeş kardeşe kıyıyor. Murad, nam-ı diğer Deli Kurt büyüyor, sipahi oluyor, evli ve çocukları var. Çakır yol göstericisi, aynı zamanda beraber büyüdüğü Satı Kadın'ın oğlu Evren can yoldaşı sürekli beraberler. Buradan sonra devreye Peri Kızı diye tabir edilen Gökçen adında gözlerinden çıkan ışık etrafındakilere zarar verdiği için peçeyle dolaşan, sesi inanılmaz, dudakları gülden falan olağanüstü bir karakter giriyor. Bundan sonra Deli Kurt'un seferden döndükten sonra Çakır, Satı Kadın ve Evren ile çeşme başında piknik yaparlarken Gökçen'in su almak için gelmesiyle derin bir aşk öyküsü başlıyor. Deli Kurt evli ve çocukları olmasına rağmen kendini Gökçen kıza kaptırıyor, ne yapsa etse hep aklından fikrinden çıkmıyor bu Perili kız. İşler daha da ileriye gidiyor. Gökçen kızla sohbet ederek rast gelerek daha da samimi oluyor, sonrasında ise Seferler başlıyor araya bir ayrılık tutsaklık sıkışıyor derken roman bayağı olaylar ve entrikalarla dolu bir şekilde hız kesmeden devam ediyor. Tabi bu sürede zaman işliyor Deli Kurt da 40 lık delikanlı oluyor halen daha Gökçen'e kavuşma derdinde biraz buralarda sitem ettim yani bak sen evlisin seni seven bir karın var çocukların var, yakışmaz diye :D Ama gel gör ki Peri kızı nasıl büyülemişse Deli Kurt'un seferde hatta savaşta bile Gökçen aklından çıkmıyor. Tabi romanın sonu tahmin ettiğim gibi bu iki aşık birbirlerine kavuşamadan bitti. Son olarak Atsız tarihi olayları, tahlileri ve kahramanları gayet güzel işlemiş aşkı da başarılı bir şekilde işlediğini söyleyebilirim yalnız çeşniyi biraz fazla kaçırmış. Kitabı okurken Bozkurtlar kitabıyla ister istemez kıyas yapsam da yine de çok keyif aldım. Nihal Atsız'ın kalemiyle tanışmak isteyenler için çikolata tadında okurken zamanın nasıl geçtiğini anlamayacağınız bu kitabı kesinlikle tavsiye ederim. Sağlıcakla ve esenle kalın.
Deli Kurt
8.9/10
· 10,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
4