Şehvet, hayatın en büyük prensibidir. İnsan neslinin tükenmemesini
sağlar. İnsan, akıl ve duygu bakımından çok üstün ve ileri olduğu için bu
prensibi de olgunlaştırmış, güzelleştirmiştir. Yiyeceğini, giyeceğini, barınacağını
güzelleştirdiği gibi. Şehvet, aşk haline geldikten sonra artık insanlar arasında
yarış başlamış ve beyinler, muhayyeleler gerçekte olan güzellerle kanmayarak
onları icad etmek yoluna girmiştir. Sevgiliyi âşık yaratır, sonra tapar. Onda eşsiz
güzellikler, büyüklükler bulur. Aslında alelâde bir kız veya kadındır ama
Mecnûn’un Leylâ’yı görüşü gibi onu ilâhlaştırdıkça artık aşk denilen tezahür
başlamıştır. Bununla beraber aşk lüzumlu bir şeydir...
Aşk da böyledir. Aslında şehvettir yani hayvanî bir istek.
Fakat romantik bir muhayyele onu o kadar süsler ve güzelleştirir ki aşkın ilâhî
bir duygu olduğuna inanırız. Yüzlerce yıldan beri bu şairane tarifleri dinleye
dinleye aşkın insanüstü bir şey olduğunu sanmışızdır. Gerçekte şehvet isteğinden
başka bir şey değildir.
Aşk da doğrudan
doğruya bir hastalık değil, bir hastalığın görünüşüdür.
- Asıl hastalık nedir?
- Açığa vurulamayan şehvet duygusu...
Selim garip bir duygu içinde sustuktan sonra pencereden göğe bakarak
sordu:
- İlâhî bir kadına veya kıza karşı duyulan aşk da nihayet bir şehvetten mi
ibarettir?
- Tamamiyle. Aşk, şehvetin estetik şeklidir. Onun için daha ziyade estetik
kadınlara veya kızlara karşı duyulur..