Oraya buraya koşuyorsun, yüreğine çöreklenmiş yükünü atmak için; ama bu yük, bu çırpınışların yüzünden daha da bastırıyor yüreğini. Hani bir gemide hareketsiz durdukları zaman yükler gemiye daha az zarar verirler ama oraya buraya dağıldıklarında ise yüklendikleri bölümü daha çabuk batırırlar ya, tıpkı öyle. Ne yaparsan kendine karşı yaparsın, kendi hareketinle kendine zarar verirsin, çünkü sarstın hasta bir ruhtur. Senin nereye geldiğin değil, hangi ruh hali içinde geldiğin önemli asıl!
Bu gezintilerin sana hiç yararı olmuyor diye neden şaşırıyorsun, değil mi ki kendini de birlikte götürüyorsun. Seni yollara düşüren neden, seni bunaltan nedenden ayrı değil ki! Yeni ülkeler görmen neye yarar, ya da yeni kentler, bölgeler görmen? Uçurdun ışığın sonu bir hiçtir yalnızca. Bu kaçışların sana neden yararı olmuyor diye soruyorsun: Kendi kendinle birlikte kaçıyorsun da ondan! Yüreğine ezan sıkıntıdan kurtulman gerek; ondan kurtulmadan hiçbir yer hoşuna gitmeyecektir senin.
Belliğini ulusal tarihimizin ya da yabancı uluslar tarihinin hangi sayfasına yöneltirsen yönelt, olgun, seviyeli ya da ulu, soylu davranışları olan değerli insanlar çıkar karşına.
Kimileri yaşamlarını bitirmeleri gerektiği çağda başlarlar yaşamaya. Şaşılacak bir iş bu, dersen, daha çok şaşıracağım bir şey ekleyeyim sözlerime: Kimi insanlar daha yaşamaya başlamadan ölürler.