Birini sevmek istiyorum, çünkü sevilmek istiyorum. Işık ödümü kopardığı için bir tavşan gibi korkup kendimi bir arabanın tekerleklerinin altında atabilirim ve tekerleklerin altında beni bekleyen bu karanlık, kör ölümle nihayet güvende hissederim. Çok yorgun, çok sıradan, çok perişanım.
Gitgide cansız bir makineye dönüşüyorsun. Sevmeye nereden başlayacağını biliyor olsan da sevemiyorsun. Her düşünce bir şeytan, bir cehennem -her şeyi yeniden yapma şansın olsaydı şayet, ah, ne kadar da farklı yapardın bu kez! Eve gitmek, ana rahmine geri dönmek istiyorsun. Dünyanın, acımasızca bütün kapıları bir bir yüzüne kapatışını tek bir şey hissetmeksizin izliyorsun. Bir zamanlar çok iyi bildiğin o sırrı unutmuş gibisin, neşeli, güler yüzlü olmanın, o kapıları açmanın sırrını.
Ne denli çabalarlarsa çabalasınlar çöküntü içine düşen yani depresyona girenlerin en temel özelliği hamle yapacak gücü kendilerinde bulamamaları, gittikçe içlerine kapanmaları, anne rahmine dönme duygusu içine girmeleridir. Bu süreç çözümlenemediği durumda ise intihar kaçınılmaz bir sonuç olarak karşılarına çıkar.
En büyük çıkmazı da bu tutarsızlıklar batağında boğuşmasıdır. Duygusuzluk, umutsuzluk, sevgisizlik arttıkça batağa saplanmakta, bataktan çıkabilmek için de umarsızca çırpınmakta, dönüp dolaşıp ölümle hesaplaşmak zorunda kalmaktadır. Tam bir kişilik bunalımındadır ve bir yanda direniş bir yanda ölüm, sanki Plath için onu hiç terk etmeyen parçalar gibidir.
Kimle konuşabilirim? Kimden tavsiye alabilirim? Hiç kimseden. (...) Hem kimseden tavsiye almam ben, istesem de yapamam. Kendimi öldüreceğim. Yardım elinin uzanamayacağı bir yerdeyim.