-Biri milyonlarca ve milyonlarca yıldızın sadece tekinde var olan bir çiçeği seviyorsa yıldızlara bakmak onun mutlu olmasına yeter. Kendi kendine, "Benim çiçeğim oralarda bir yerde..." der.
-Dikenler ne işe yarıyor?
-Dikenler hiçbir işe yaramaz, çiçeklerin gıcıklığından ibarettirler.
-Sana inanmıyorum! Çiçekler güçsüzdür. Naiftir. Ellerinden geldiği kadar kendilerini yatıştırmaya uğraşırlar. Dikenleriyle çok korkunç göründüklerini sanırlar...
– Bir defasında güneşin batışını kırk üç kere gördüm!
Biraz sonra da şöyle diyordun:
– Hani... çok üzgünken günbatımlarını severiz ya...
– Kırk üç defa izlediğin gün o kadar üzgündün yani?
Ama küçük prens yanıt vermedi.
Arkadaşım hiçbir zaman bana açıklama yapmazdı. Belki beni de kendisi gibi sanıyordu. Ama ben maalesef kutuların içindeki koyunları görmeyi bilmiyorum. Belki ben de büyük biraz büyüklere benzedim. Herhalde yaşlandım.
Büyükler sayıları sever. Onlara yeni bir arkadaştan bahsettiğinizde size asla işin aslını sormazlar. Hiçbir zaman, “Sesinin tonu neye benziyor? En sevdiği oyunlar hangileri? Kelebek koleksiyonu yapıyor mu?” demezler. “Kaç yaşında? Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası ne kadar kazanıyor?” diye sorarlar. Sadece bunları bildiklerinde arkadaşınızı tanıdıklarını sanırlar. Eğer büyüklere, “Pembe tuğladan, pencerelerinde sardunyalar ve çatısında güvercinler olan çok güzel bir ev gördüm,” derseniz o evi hayal etmeyi beceremezler. Onlara, “Yüz bin franklık bir ev gördüm” demek gerekir. O zaman, “Ne kadar güzelmiş!” diye bağrışırlar.
Aynı şekilde eğer onlara, “Küçük prens gerçekti çünkü çok güzeldi, gülüyordu ve bir koyun istiyordu. Bir koyun istemesi kişinin var olduğunun kanıtıdır” derseniz omuz silkip size çocuk muamelesi yaparlar! Ama onlara, “Geldiği gezegen asteroit B 612’ydi” derseniz ikna olurlar ve sizi sorularıyla sıkmayı bırakırlar. Onlar böyledir. Onlara bu yüzden kızmamak gerekir. Çocuklar büyüklere çok müsamaha göstermelidir.